Featured

65. KUT

20180218_0027_1920

 

65 KUT

————————————

 

” Kut

olan

dır.

 

Eski insanların doğa, dünya ve evren tasarımlarında, varolan bütün şeyleri kapsayan ve kendilerini de bu bütün içinde ‘yerli-yerinde’ gören bir bakış açısını, arada bir, sezinleriz.

 

‘Çağdaş’ insanlar olarak, çektiğimiz eksiklik, yersiz-yurtsuzluk duygusundan dolayı, bunu onlara yakıştıramıyor olabilmemizin ötesinde bir anlamı olmalı bu sezginin.

 

Bir kızıldereli ‘büyücü’nün, kabilesinin atalarının ruhları için gelebilecekleri bir alanı belirleme töreninden pek birşey anlamasak da, ‘çağdaşlığın’ ‘baş’ında ve ‘son’unda duran iki filozofa başvurabiliriz:

 

Kant, geç zaman notlarından birinde, “her düşüncenin bir tanrısı vardır” der;

 

Wittgenstein da, İngiltere’de bir papazla yürüttüğü bir tartışma sırasında, papazın, “Peki sen tanrıya inanıyor musun?” sorusuna şöyle yanıt verir: “Evet- ama bunu sen anlayamazsın…”

 

Bugün, bu iki söz arasında geçmiş ikiyüz yılda olup-bitenleri yaşıyor insanlık – burada “kut” adını verdiğimiz ‘şey’ konusunda yazdıklarımızın bu süreç içinde bir ‘gelişme’ olduğunu savlayabilmekten de, çok uzağız-

tam tersine!

 

Ne peki – neden ( ne/den) uzaklaştık?

Ne/re/den ? ”

 

ORUÇ ARUOBA

yakın

Kut Arayana Kılavuz

Sayfa:126

Metis yayınları

 

——————————————–

 

‘ Olan ‘ a anlam veremediğinizi biliyorum. Ben de veremiyorum, muhtemelen buradan geliyor ‘ bilge sezgim ‘ …

 

 

Devrilmiyor artık hiç birşey … Artık inşa olarak, ederek, zarar veriyor insanoğlu kendine.

 

Artık, bularak, bilerek, öğrenerek hatta emek vererek yok ediyor kendini yaşam.

 

Büyüme, bir çeşit yokolma artık.

 

Sona çalışarak, üreterek inşa ederek hızla ilerliyoruz.

İçinden çıkılmaz o kalabalığın içinde, yok olmaya koşar adım yaklaşıyoruz.

 

Ağa takılmış binlerce balık gibiyiz, sadece balık tuttuğunu sanan ama çok yakında ağlar çekildiğince aradığı ‘Kut’a değil , sona erişecek olanlarız …

 

——————————–

 

” Kut, bulamadıkça, aradığındır —

gelmedikçe, beklediğin – – ”

 

ORUÇ ARUOBA

yakın

Kut Arayana Kılavuz

Sayfa: 106

Metis Yayınları

 

———————————

 

 

‘ Kut’ ;  – Son –  değildir umarım …

 

Hakan Hatay

21 Şubat 2018

Advertisements
Featured

64. TINI

64 TINI

20180210_0016_2_CEP_2_1920

Eski …

 

Yenilenmesi zor Ses’lerin peşine yolculuk devam ediyor …

 

İlk kez duyulacak bir Ses var mı  ..

 

Neden insan hep kendi sevdiği şarkıları dinler, sanırım bunun cevabı yolda hep Ses’in peşine düşenlerden duyuluyor, kısık da olsa …

 

Yol en güzel duyma biçimi…

 

Yolculuk içinde dinlemeyi seviyorum, hem giderken hem de dönerken… Bir de; O Mekan’a varınca, kulaklar peşine düşüyor seslerin içindeki renklerin.

 

Duymak ne güzel şey … Görmek gibi … Ne çok nimet var hayatımızda, farkında bile olmadığımız, çoğu zaman…

 

Şikayet etmekten bir an vazgeçsek, sanırım onlar anlatacaklar kendilerini…

 

Eski’nin içinde saklanan Yeni; duyulan Ses’in içinde gizli …

 

Hakan Hatay

 

12 Şubat 2018

Featured

63. UMUT

 

63 UMUT

20180127_0003_CEP_1920

 

Karadeniz çok farklı bir öğretmen.

Sesi davudi, havası sarar teninizi, rüzgarı ferahlatır.

 

Ondan öğreneceğim çok şey var.

 

Onun gibi rahatsız etmeden kendine getiren bir yankıyı yakalamak önemli sanırım anlatmaya çalıştığınız her yerde…

 

Bir yandan atmosferi yakalamak, diğer yandan o atmosferden, aslında, ne denli hoşnut olduğunuzu hissettirebilmek önemli, o iletişimi kurabilmek için …

 

İnsan sevdiğinin hep peşinde olmalı; asıl anahtar bu, sevmek ve sevdiğinin yanında olmak.

 

Umut etmenin ilk şartı bu işte…

 

Umut eden, edebilene selam olsun.

 

” Yaprak döker bir yanımız,

bir yanımız bahar bahçe …”

 

Hakan Hatay

 

2018 Şubat 06

Featured

62. SEMAVER

 

20171227_0040_1920

62 SEMAVER …

 

BurgazAda’dan yansıyanların peşine düştüm…

 

Sait Faik üstad lazım, sadece, hikayesini yazmak için olan bitenin …

 

Semaver’de demlenirken yaşam …

 

——————

 

“Türk hikayeciliği Ömer Seyfettin’den sonra Memduh Şevket Esendal, Fahri Celalettin gibi ustaların sürdürdüğü bir türdü.

 

Sabahattin Ali, Refik Halit’in memleket hikayeciliğine diyalektik bir görüş katmış ve bu yeniliği ile 1940’ların tek ismi olmuştu.

 

Sait Faik ise onların yapamadığı bir şeyi yaptı. Bir konuyu değil, yaşamın bir parçasını işliyordu. Bir tez savunmuyor, bir yaşantıyı yansıtıyordu.

 

İnsan sevgisi dolu, doğa sevgisi dolu bir yüreği vardı.

 

Neye baksa bu sevgi ile ısınıyor, ışıklanıyordu.

 

Biz ancak bir el attıktan sonradır ki, en önemsiz görünen insanların ve şeylerin zevkine eriştik”    Haldun Taner- Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil 1983

 

—————–

 

Tek sorun Ada’da iyi çay demleyebilen bir çayevi bulamadım henüz.

 

Hangi cafeye, pastaneye gidip otursam gelen ince belli lezzeti damaklarımda şenlik yaratmıyor…

 

Sanırım önce iyi çay demlemeyi unuttuk.

 

Makinalara, poşetlere, aceleye bıraktık demi…

 

O aceleye yetişmek için daha çok acele eder olduk.

 

Dem yavaş yavaş hızlandı, ama, lezzetini zamanın acımasız döngüsünde yitirdi.

 

Eskiden, acele etmezken, o döngü lezzete lezzet katardı.

 

Dem gidince, lezzet kayboldu, lezzet kaybolunca da biz …

 

BurgazAda’dan bunun hikayesinin peşinde düştüm…

 

Kaybettiğimiz Dem’in …

 

Hayatımızdaki lezzetlerin …

 

Sait üstadın demli hikayeleri eşliğinde.

 

Çalışıyorum.

 

Bakalım göze görünen bir şeyler çıkacak mı?.

 

—————————————–

 

” Sabahleyin Ali’nin bir semaver, bir de fabrikanın önünde bekleyen salep güğümü hoşuna giderdi. Sonra sesler. Halıcıoğlu’ndaki askeri mektebin borazanı, fabrikanın uzun ve bütün Haliç’i çınlatan düdüğü, onda arzular uyandırır, arzular söndürürdü.

 

Demek ki Alimiz biraz şairceydi… ”

 

Sait Faik Abasıyanık

Semaver

1936 ( Remzi Kitabevi )

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Sayfa : 2

 

—————————————–

 

Ada’dan Vira …

 

Hakan Hatay

2017 Aralık 27

 

Featured

61. SAİT FAİK ÜSTAD …

20171203_0017_CEP_1920

 

61 SAİT FAİK ÜSTAD …

Zihnimizde ona dair kazınmış mekanlardan birisi olan Burgazada’da, iskeleye inince aklıma ilk gelen cümle şu oldu :

 

Sait Faik üstadın gözünden bir uzun pozlama hikayesi yazmalıyım…

 

Zor bir görev yükledim kendime, altından kalkamayacağım bir sorumluluk…

 

Ama çalışmak yaşamdır, yaşamaktır.

 

Kendine zor ödevler vermelisin…

 

Onun hikaye yazmakta ulaştığı zirvenin yanından bile geçemem biliyorum ama onu anmak bile, ona öykünmek bile, onu hatırlamak bile, öyle büyük bir çalışma azmi veriyor ki insana…

 

 

 

“HADİ GÜLÜMSE 

 

Aşkın bir çok rengi vardır..

Mavi,

Koyu mavi,

Kapalı mavi,

Açık mavi,

Deniz mavisi,

Havuz mavisi, 

Okyanus mavisi,

Gökyüzü mavisi..

 

Sen yeter ki iste.!

Hadi gülümse, bulutlar gitsin.! “

 

Sait Faik ABASIYANIK 

 

 

Üstad, seni hatırlamadan Burgazada’ya ayak basanın vay haline diyorum…

 

Gülümsüyorum …

 

Hakan Hatay

 

2017 Aralık 04

Featured

60. MASAL ÜLKE : VADİ … ÜTOPYA …

20170922_0060_CEP_1920

 

60 MASAL ÜLKE : VADİ … ÜTOPYA …

 

… Gökyüzü ile form düzleminde iletişim kuran iki yeni ( benim için ) büyük kaya oluşumu daha keşfettim yine Vadi’de …

 

Birini zaten sahada keşfetmiş ve yanına gitmek için gereken o uzun yürüyüşü planlamak üzere bir sonraki vadi buluşmama ertelemiştim.

 

Diğerini ise yine o coğrafyada tanıştığım bir dosta danışmıştım.

 

O bana bir bilgi gönderdi.

 

Ancak elimde başka bir yerde olabileceğine dair farklı bilgiler oluştu.

 

Derin bir coğrafyadan bahsediyoruz.

 

Üç şehrin sınırları arasında yayılan bir Vadi’den.

 

Geçtiğimiz beş ay boyunca, neredeyse her ay bir haftayı mekanda geçirdim.

 

Köylüler ile selam alıp verebilecek, neredeyse kasabalara aşina olabilecek bir saha tecrübesine erişmeye yeni başladım.

 

Çalışmaya, mekanda olmaya, elden geldiğince yeni, daha önce göremediğim derinliklerine gitmeye devam edeceğim inşallah.

 

Anadolu’nun sesini fısıldayan bir büyülü masal ülkesi burası.

 

Hem yıldız fotoğrafı açısından, hem de ND-BULB çalışmaları için inanılmaz kadrajlar sunuyor.

 

Ancak coğrafya kolay bir mekan değil, kendi içinde gereklilikler içeriyor, her türlü doğal ve tarihi alan gibi…

 

Sesini duyabilmek, sahayı tanıyabilmek, ışığın mekanda çizdiği parabolü ezberleyebilmek için çok kez gitmek gerekiyor.

 

Artık kış mevsimi iyiden iyiye yaklaştı.

 

İç Anadolu burası, rakım en az 1000 metre ve daha üzeri.

 

Kar düşer yakında.

 

Kar düşünce gidebilir miyim bilemiyorum.

 

Anadolu’nun sesini bu denli huzurla dinleyebildiğim nadir alanlardan birisi benim için.

 

Vadi …

 

Masal Ülke …

 

Ütopya …

 

Hakan Hatay

2017 Kasım 26

Featured

59. SAPIENS

20170721_0031_CEP_1920

 

59 SAPIENS

 

—————————————-

 

” Yaklaşık 13,5 milyar yıl önce, Big Bang olarak adlandırdığımız bir şeyle madde, enerji, zaman ve uzay ortaya çıktı …

 

 

Bunların ortaya çıkışından yaklaşık 300 bin yıl sonra madde ve enerji, atom adını verdiğimiz daha karmaşık yapılar ortaya çıkardılar, bunlar da zamanla birleşerek molekülleri oluşturdu…

 

….

 

Yaklaşık 3,8 milyar yıl önce, Dünya adı verilen gezegende, bazı moleküller organizma adı verilen oldukça geniş ve karmaşık yapılar oluşturdu.

 

……..

 

Yaklaşık 70 bin yıl önce Homo Sapiens’e ait organizmalar, kültür adını verdiğimiz daha da karmaşık yapılar oluşturdular…

 

Bunu takip eden insan kültürlerinin gelişimine tarih diyoruz…”

 

 

YUVAL NOAH HARARI

HAYVANLARDAN TANRILARA SAPIENS

Insan Türünün Kısa Bir Tarihi

Kolektif Kitap

Sayfa: 17

 

——————————————-

 

 

Sapiens’den kaçma zamanı yaklaştı sanırım…

Kendimden yani …

 

Vadi yine gözümde tütüyor … Kalabalıktan uzakta, sadece kendimle, bazen çok sevdiğim dostlarımla birlikte kalabalığın seslerinden uzaklaşmak iyi geliyor …

 

İşte bu sessizliğin, bu huzurun, bu insansızlığın fotoğrafını yakalamaya çalışmak çok mutlu ediyor beni.

 

Sessizliği uzun pozlamak çok keyifli.

 

Hele insansızlığı…

 

Kayaların binlerce yıldız üzerlerinde biriktirdiği dokulara yelken açmak.

 

İnsanın kendi serüveninde kendisine doğru çıktığı yolculuğun farkına varmasını sağlıyor.

 

——————————————–

 

“Doğayı, tarihi, psikolojiyi anlamak için avcı toplayıcı atalarımızın zihinlerine girebilmemiz gerekiyor.”

 

YUVAL NOAH HARARI

HAYVANLARDAN TANRILARA SAPIENS

Insan Türünün Kısa Bir Tarihi

Kolektif Kitap

Sayfa: 52

 

——————————————-

 

Jared Diamond’un Tüfek, Mikrop ve Çelik adlı kitabından çok etkilenmiştim.

 

Harari’nin Sapiens adlı kitabı da az değil doğrusu…

 

Bunu bitirir bitirmez Deus adlı kitabını okuyacağım. Onu da çok merak ediyorum .

( Homo Deus – Yarının Kısa Bir Tarihi )

 

Sapiens’dan kaçma zamanı yaklaştı sanırım…

Kendimden yani …

 

Vadi seni çok özledim…

 

 

Son dönem tavsiye ettiğim kitaplar :

 

* Tüfek, Mikrop ve Çelik. (Guns, Germs, and Steel ) Jared Diamond

* Sapiens (Sapiens: A Brief History of Humankind ) Yuval Noah Harari

* Homo Deus Yarının Kısa Bir Tarihi  (Homo Deus: A Brief History of Tomorrow ) Yuval Noah Harari

 

 

Hakan Hatay

 

2017 Kasım 23

Featured

58. KARADENİZ

20171118_0034_CEP_1920

 

… 58 KARADENİZ …

 

Ses’lere ulaştığınız açı, sanırım, İkiz Evren’e adım attığınız kapıdır…

 

Duymak ile görmek arasında, başka bir algı türü oluşur.

Tanımlayamadığınız.

 

Karadeniz bir yaşayan su vahası gibi; sesler ile formları aynı anda hissedebildiğiniz bir coğrafya…

 

Ondandır ona olan düşkünlüğüm.

 

Her daim fırtına olmaz elbette, her zaman çok dalgalı değildir deniz, bu kıyısında Anadolu’nun.

 

Hatta bir iç deniz’dir Karadeniz.

 

Haritadan bakınca sanki bir büyük göl dersiniz Karadeniz’e.

 

Durgun, suskun, sessiz bir su birikintisi beklersiniz belki yanına gitmeden.

 

Örneğin Akdeniz açık bir denizdir, ama daha durgundur.

Ama Karadeniz hırçındır.

 

 

Duramaz yerinde. En batıdaki sahillerinde bile o sert yüzünü görürsünüz, o hiç durmadan ses veren, türkü söyleyen, başkaldıran yüzünü.

 

Kuzey başkadır. Kuzey her zaman direniştir, yerinde duramayan, sakin olamayan, susmayan…

 

Ben her Karadeniz’e gittiğimde, her seferinde sahiline ayak bastığımda, bu yerinde duramayan, durulmayan, susmayan Anadolu’yu görürüm.

 

Kuzey değerlidir.

Kuzey direniştir.

Kuzey içimizde hiç durmayan, bu vatana hep sahip çıkan bir sevdadır.

 

Bundandır belki de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün Kurtuluş Savaşı için Anadolu’ya Karadeniz üzerinden geçişi.

 

Bundandır Samsun’un önemi.

Bundandır Karadenizin bizim için değeri…

 

Bu toprakların her karışında, her bölgesinde, her ikliminde varolan vatanımızı sahiplenme sevdamızın önemi daha da belli oluyor sanırım.

 

Bizim topraklarımıza saldıran kim olursa olsun, biz bu toprakları bırakıp başka bir yere gitmeyiz.

 

Ölene dek savunuruz topraklarımızı, bunu hep gösterdik, hep beraber gösterdik.

 

Avcı toplayıcı toplumdan tarım devrimi sayesinde toprağını eken diken, toprağının üzerinde var olan toplumlara geçilince ortaya çıkan bir davranış biçimidir bu. Toprağında tarım yapmayan pek çok Arap ülkesine bakın. Sıkıya gelince hemen yer değiştirirler. Toprak onlar için sadece üzerinde yaşanılan bir coğrafyadır. Ancak Anadolu insanı için toprak vatandır. Vatan terk edilmez.

 

Bundan seviyorum sanırım Karadeniz’i.

Bana beni anlatıyor.

Terketmek hiç bana göre değil.

 

Ses ile Form arasında başka bir algı türü ile iletişime geçiyor, kendimi yaşıyorum Karadeniz’de.

 

Seviyorum Karadeniz’i …

Anadolu’nun her karışını sevdiğim gibi…

 

Hakan Hatay

2017 Kasım 21

 

 

Featured

57. JET SKI

20171107_0001_1920

 

57 JET SKI …

Sonbahar’ı seviyorum…

 

Düşünsel karşılığı nedeniyle değil sanırım bu sevgi sadece; Doğa’da bir Bahar projesinin sonu olduğu ve sonrasında yeniden başlayacak bir bitişi temsil ettiği için değil…

 

Bir fotoğrafçı gözüyle inanılmaz renkler sunduğu için de değil ayrıca..

 

( Onun da önemli bir ağırlığı var kabul etmeli, bu sevgide, ama. )

 

Beni en çok; soğumaya başlayan ama insanı çok zorlamayan ısı değişimi hayrete düşürüyor.

 

Öyle tadında bir soğuma ki bu, yaprakları yavaş yavaş renk değişimine götürüyor.

 

Bu soğuma hızı biraz az olursa yakında gelecek sert soğuklar o yaprakların yeterince sararmadan, hatta hiç kızarmadan, dökülmesine neden oluyor.

 

Ya da tersi, soğuma hızı biraz fazla olur, gereğinden hızlı soğursa hava Sonbahar’da; bu sefer de yapraklar yeşilken bile dökülebiliyor.

 

Bu tepkimenin ilahi terazisi inanılmaz geliyor.

 

Nasıl bir süreçtir bu. Nasıl bir hızdır, çok az fazla olması ya da çok az yavaş kalması sistemi bambaşka sonuçlara götürürken, normal seyrinde devam etmesi yüreklerimize huzur veren harika renkleri sunuyor bize.

 

Bir sanat eseri Sonbahar.

 

Her sene bize sunulan.

 

Bu sanat eserinin daha görünür olduğu coğrafyalarda bulunmak gerekiyor benim açımdan.

 

Doğa’cılar bilir bunu…

 

Sonbahar da, sonrasında çatlayacak olan İlkbahar da bize sergilenen gösteriler adeta.

 

Bu gösterileri kaçırmamalı.

 

Hayatımızda bu gösteriler için planlar yapmalı, bu gösterileri yuvasında, canlı, sonuna kadar yaşamaya gayret etmeli sanırım.

 

Şu “Turizm” illetinin başımıza ördüğü tatil kumsalda güzel geleneğinden biraz uzaklaşıp, ilkbahar ve sonbaharda da izin alabilmeli ( kumsal izininden biraz feragat ederek ) ve bu muhteşem güzellikleri günübirlik geçiştirmemeli diye düşünüyorum.

 

Zaman geçiyor ve maalesef bu sene görebildiğiniz güzellikler seneye tatil mekanı olarak size doğadan uzaklaşmış bir halde sunulabiliyor.

 

O nedenle geç kalmamalı diyorum.

 

Bu göldeki bizim punctum hala yerinde duruyorken, bir Jet Ski’nin altında kalmadan…

 

Hakan Hatay

2017 Kasım 09

 

Featured

54. UZUN POZLAMA ATÖLYESİ

Screen Shot 2017-11-03 at 11.22.29

 

54 UZUN POZLAMA ATÖLYESİ

 

…. 14 Aralık 2017 Perşembe akşamı başlıyoruz.

İFSAK’ta …

 

Daha evvel İleri Çekim Teknikleri Atölyesi adı altında 3 kez açtığım bu atölye yeni sezonda sadece ismini değiştirerek UZUN POZLAMA ATÖLYESİ adıyla devam edecek.

 

Dünyada Long Exposure Photography adı altında çalışılıyor bu fotoğraflar.

 

Biz de bu noktada hem olması gereken ismine dönmek hem de karışıklığı önlemek adına böyle bir isim değişikliğine gittik.

 

http://www.ifsak.org.tr/tr/fotograf-seminerleri/ifsak-uzun-pozlama-atolyesi/6029

 

linkinden gerekli detaylı bilgiyi edinebilirsiniz eğer ilgileniyorsanız.

 

Özetlemem gerekirse; üç temel bölümde anlatmaya gayret edeceğim Uzun Pozlama Serüveni’ni.

 

Birinci bölümde gündüz gün ışığı hüküm sürerken uzun pozlama yapmak isteyenlerin çalışma prensiplerine odaklanacağım. Bu bölüme ND BULB diyorum. Bulb modunu iyice içselleştirmemiz gerek bu bölümü anlayabilmek için. Bu da ister istemez Histogram’a çıkıyor …

 

Neyse, devamı derslerde 🙂

 

İkinci bölümde benim aşık olduğum zaman dilimine odaklanacağız; MAVİ’ye …

 

Üçüncü bölümde ise Yıldız Fotoğrafı konuşacağız. Bu bölümde hem Gökada ( Samanyolu ) fotoğrafı hem de Döngü fotoğrafı üretme tekniklerinden bahsedeceğim.

 

Her üç bölümde de o bölümde anlatılan konu için gerekli ekipmanlar, sahada dikkat edilmesi gereken önemli ipuçları, yapılış şekilleri, olası hatalar, genelde yapılan yalnış çalışma şekilleri vs üzerine pratiğe dair önemli teorik bilgiler vereceğim.

 

İlk iki bölüm için ( ND BULB ve MAVİ ) saha çalışması yapacağız beraber. İşin pratiğinde de birarada olacağız sahada.

 

Yıldız Fotoğrafı için saha çalışması yapılmayacak Atölye kapsamında.

 

Ayrıca her üç bölüm için de Photosop Fotoğraf İşleme Programında bu fotograflar nasıl işlenmeli üzerine dersler gerçekleştireceğiz.

 

Toplamda 10 kez buluşacağız.

8 Hafta sürecek atölye.

 

Dersler PERŞEMBE akşamları saat 19:30 – 22:00 arasında İFSAK Beyoğlu merkezde olacak.

2 Kez yapacağımız saha çalışmaları ise PAZAR günleri olacak.

 

7 Akşam ders anlatacağım, 2 kez sahada pratik yapacağız ve son derste de sahada katılımcılarımızın çalıştığı fotoğrafları değerlendirme ( fotoğraf okuma ) yapacağız.

 

Toplam 10 buluşma yapacağız 8 hafta içinde.

Uzun bir süreç, normal, uzun pozlama anlatacağım.

 

14 Aralık 2017 Perşembe akşamı başlıyoruz.

 

İFSAK’ta …

Tüm Atölye takvim bilgileri, konu başlıkları, detaylar İFSAK Web Sitesinde.

 

http://www.ifsak.org.tr

 

Saygılarımla

Hakan Hatay

2017 Kasım 03

Featured

53. MAVİ

20171029_0059_1920

 

53 MAVİ

 

“Renkler Değişti”  …

 

Çığlık çığlığa renklerin içinde bulunduğu Tayf’a dalınca, nefes alamıyor insan sanki.

 

Boy veriyorsun,

 

nefes boruna su kaçıyor, soluk almakta zorlanıyorsun bir an.

 

Sonra ağız ve burnundaki bütün kemikler kıkırdaklar bir anda devreye giriyor.

 

Bir küçük aralıktan ilk nefes yeniden sızıyor içeriye.

 

Gözlerin gülümsüyor.

 

Tam tıkanacakken,  vücut elindeki tüm imkanları devreye sokup o soluğa ulaşıyor.

 

Böyle inanılmaz bir mücadele nefes almak bünye için.

 

Beyin oksijen ister, her bir hücre oksijen ile vardır.

 

Nasıl önemli…

 

İşte o tıkanan oksijenin yeniden akciğerlere ulaşması gibi : Mavi…

 

Gözlerin…

Bizim için.

Benim için…

 

Mavi’ye dönüştü yaşam…

 

Hakan Hatay

2017 Kasım 02

Featured

52. BAŞKA

20171029_0036_2_cep_1920

52 BAŞKA …

 

Fotoğraf insanı Başka’nın peşine düşürüyor.

 

Normalde gitmeyeceğiniz yerlere gidiyor, bakmayacağınız açılardan bakmaya çalışıyor, devamlı bir arayış içine giriyorsunuz.

 

Sabahın üçünde kendinizi Tuz Gölü’nün içinde ayağınızda nalbur çizmeleriyle samanyolu avlarken, Erfelek Tatlıca Şelale Takımı’nda  en hızlı akan şelalenin içinde tripod kurmuş bir halde veya Frig Vadisi’nin derinliklerinde Aslankaya’nın altında döngü peşinde bulabiliyorsunuz örneğin.

 

Hiç aklınıza gelmeyecek rotalar, birden, sizin için inanılmaz heyecan verici olabiliyor mesela.

 

Hiç, Az, Yön gibi kavramlar logaritmik bir hızla artıyor zihninizde.

 

Başka da bir diğeri.

 

Fotoğraf böyle bir tutku, kendini keşfetmek için, kendi serüveninde yol katetmek için yollara düşüren bir sevda.

 

 

 

——————————————–

 

” Yerini yitiren kişi,

yola çıkmak zorundadır.

 

Yola çıkan kişi, yeni bir yer arıyordur

– ama yola hep bir ( eski ) yerden

çıkıldığını da unutmaz : her varılan yerin de

( yeniden ) bir yola çıkış yeri olabileceğini…

 

Yabancılığını kalıcı kılmak isteyen kişinin,

yerleşikliğinden rahatsız olması gerekir;

ve tersi : yerleşikliğinden rahatsızlık duyan

kişinin, kalıcı bir yabancılık bulması…”

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

I: Çıkış

Sayfa: 70

Metis Yayınları

 

——————————————–

 

Başka bir dünya mümkün elbette.

 

Hakan Hatay

2017 Kasım 02

 

 

Featured

51. TAHTA

20171029_0052_0_1920

 

51 TAHTA

 

… “4. Element…”

 

Yaşamımızdan kayıp giden, kaybettiğimiz ne varsa onda şekilleniyor sanki…

 

Tahta…

 

Bir ara Tahta İskele Defteri diye bir seriye başlamıştım.

Devam ediyor hala.

 

Nerede bir tahta iskele görsem inanılmaz heyecanlanıyorum.

Hemen başına gidip pozlamaya başlıyorum.

Sadece Tahta İskele için yollara düştüğüm oluyor.

 

 

————————————————————————

” Yolcuya, yürünmeden, ‘yardım’ edilemez.

— Duran, yürüyeni anlamaz.

 

Yol üstünde tek ‘yardım’ yolu,

yürümektir.

 

‘Yardım’ yoktur zaten: Ya, yerleşen kişi için,

yanına yerleşmek, ya da, yürüyen kişi için,

yanında yürümek— başka ‘yardım’ yolu

yok …”

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

II.GİDİŞ

Sayfa: 118

Metis Yayınları

————————————————————————

 

 

Tahta ve su, çok yakışıyorlar birbirlerine.

 

Yosun kaplayınca etrafını, canlanıyor tahta, renkleniyor.

Bazen midye sarıyor, o hele bambaşka.

 

Su doku katıyor tahtaya.

Tahta sesi oluyor,

deniz-in.

 

Akışkan Mekaniği derslerine geri dönüyorum üniversitedeki.

Oradan Termodinamiğe.

 

Dört kanundan sonuncusu hiç aklımdan çıkmıyor termodinamiğin :

 

“Sıcaklık mutlak sıfıra yaklaştıkça bütün hareketler sıfıra yaklaşır.”

 

Bundan mıdır bilinmez, mutlak sıfırdan kaçışım…

Hep yürüme isteğim…

 

—————————————————-

 

“Yeni

yer

yoktur.

 

Özgürlük budur belki de:

Sürekli bir yersizlik;

sürüp giden bir yol…”

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

II.GİDİŞ

Sayfa: 144-145

Metis Yayınları

 

—————————————————-

 

Hakan Hatay

2017 Kasım 01

Featured

50. KUBRICK IŞIĞI

20171029_0054_1290

 

50 KUBRICK IŞIĞI

 

…Akşam’a varır bazen …

 

Her zaman varır aslında, belki biz farketmeyiz.

 

Işık azalır…

 

Uzaklaşırken Güneş, hem azalır, hem küçülür.

 

Lezzetlenir ama varlığı.

 

Ya da öyle hissederiz, bilinmez.

 

Lezzet Ses’den ruhumuza üflenen ilahi bir nefestir, çoğu farkına varamadığımız.

 

O inanılmaz An’ın farkına varmak, o Ruh’un fısıltısından doğan müziği dinlemek zorlasa da bizi, unutmamalı, ertesi sabah yeniden doğacak Güneş.

 

Ayakta durmalıyız !!!

 

Nefes almalı ve gülümsemeliyiz.

 

Varlık; yokluğun içinden olmaya başladığından beri,

Var’ız!!!

 

“Güzel günler göreceğiz çocuklar”
Hiç merak etmeyin,

göreceğiz.

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 30

Featured

49. ÖYLE …

dongu_1_1920

 

49 ÖYLE…

Öyle güzelsin ki …

 

İlk gördüğümde seni, üzerinde dönen yıldızları fark etmiştim, öğlen vaktiydi.

 

Işıl ışıl rengarenk izler arasında nasıl daha da güzel olabileceğini hissetmiştim.

 

İzler’in seni nasıl başka bir Alem’e taşıyacağını.

 

Öyle güzelsin ki, mümkün mü unutmak …

 

Senin için geldim bu kez Vadi’ye, yine…

 

Her geldiğimde hep seni görüyorum galiba.

 

Binlerce yıl ötedesin sanki.

 

Ama buradasın, birden.

 

Zihin nasıl bir algoritma ile çalışıyor bilmiyorum ama, unutmak konusunda çok başarılı olamadığı kesin.

 

Öyle güzelsin ki; Vadi’nin en güzelisin bence.

 

Yıldız döndürmek burçlarının üzerinde, ne büyük mutluluk.

 

Kaçıncı gelişim Vadi’ye ben bile unuttum, ama, her gelişimde sana uğramadan yapamadım biliyorsun. Nihayet, açık gökyüzü, harika yıldızlar ve sen …

 

Çevirdim yıldızları üzerinde.

 

Ölsem de gözüm arkada kalmaz artık.

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 26

Featured

48. DI(Y)ALEKTIK : ‘ YANILGININ MANTIĞI ‘ ( KANT )

 

dongu_1920

 

48 DI(Y)ALEKTIK : ‘ YANILGININ MANTIĞI ‘ ( KANT ) …. 

…Yağmurlar geldi …

 

Hava bulut mevsimine devrilirken, zamanın nasıl bir akışkan olduğunu daha iyi anladım.

 

Haraket, momentum, tork …

 

İnsanın yaşam karşısında duruşunu temsil eden kelimeler sanırım.

 

Önce durmak, ayakta, sonra onunla mücadele etmek, sonra da geçici bir süreliğine kazandığını düşünmek.

 

13,5 Milyar yıldır devinen bu düzlemde bir şey olduğunu zannetmek.

 

Nasıl bir ego bu bilmiyorum, kendini hep önemli farzetmek.

 

Yıldızları seyrettiğim gecelerde hep bunu düşünüyorum. Nasıl bir uzaklık bu, belki de içinde bulunduğum gezegenden daha büyük kütleler bana sadece bir noktacık olarak gözüküyorlar.

 

Ne devasa bir mesafeden bahsediyoruz. ?

 

Yıldız Dünyası aslında bana önemli dersler verdi. Hiç bir şey olmadığımı daha iyi anladım. Bu denli büyük bir evrende komik bir haldeyim aslında.

 

Çok olduğunu zanneden ama hiç bile olamayan bir kütleye sahibim.

 

İzler bunu gösteriyor.

 

Tek hoşuma giden, sanırım, onları farkedebiliyor olmak.

 

Bu da zora giriyor gün geçtikçe.

 

Aydınlık ile kendini kirletebilen başka yaşam öğesi var mıdır evrende bilmiyorum.

 

Nefes bile almadan onların izlerinin peşindeyim. Işık kirliliği karanlığı bitirirken, küçük ışıkları görebilmek ne denli zorlaşıyor.

 

————————-

 

“ Bir şey ancak belirli aydınlıkta veya belirli karanlıkta ayırt edilebilir.

 

(Işık karanlıkta ayırt edilir , ki bu karartılmış ışıktır, ve karanlık da ışıkta ayırt     edilir, ki bu da aydınlatılmış karanlıktır.)

 

Bu nedenle, karartılmış ışık ve aydınlatılmış karanlık ancak birbirinin içindedir ve önemleri farklılıklarıdır; öyleyse, bunlar ayırt edilebilir varlıklardır. ”

HEGEL

 

—————————

 

Büyük patlama, ol, başla, haydi …

 

Nasıl kabul ederseniz edin, “mevzu” başladıktan sonra bizim zihnimizdeki tanımların çok ötesinde bir zaman geçmiş…

 

Daha ne kadar da geçeceğini bilmiyoruz “Büyük sönme”, dur, bit, yeter denilene kadar …

 

Tanımlar, kavramlar, anlayışımız her ne olursa olsun fazlaca yeterli olamıyor sanırım.

 

Çok büyük bir varlıktan-oluştan-zamandan bahsediyoruz.

 

Sadece, o da olursa en fazla, 80-90 senelik bir ömrümüz var.

 

Yarışabileceğimiz bir yarışma değil bu, kazanabileceğimiz bir oyun değil…

 

Sadece yarışmanın tadına varabilmek kalıyor elimizde.

 

Sadece o kısacık süreyi yapabilirsek mutlu yaşayabilmeye erişebiliyoruz.

 

Vadi’den, meralarda dolaşan keçilerden, köy meydanında yatan çoban köpeğinden, tarlasını süren Mehmet Amca’dan ve gökyüzünde izler çizerek dünyanın haraketi ile dönen yıldızlardan gelen istek üzerine şunu yazıyorum :

 

————-

 

“Uygar kişi rahatsız insandır: sürekli huzur bulmaya çalışır, ama bulamaz – bir noktada dursa, huzura ulaşır gibi olsa, o noktada oluşan konumu onu başka bir noktaya götürür; yani yine, huzursuzluğa…

 

Uygarlığın duru-durağı yoktur.

 

Bu yüzden, temelde, yorgun insandır uygar kişi: Çabasının noktalararası geçişlerinde, bezginlik çullanır üstüne. Böylece, ulaşır gibi olduğu huzurdan uzaklaşmak için, bezginliği altetmek zorunda kalır. Rahat bir bezginlik ile huzursuz bir umut arasındaki yoldur yürüdüğü.

 

Böylece de, kuşkulu insandır uygar kişi : bir türlü emin olamaz – olsa, duyduğu güvenden kuşkulanır; yine, huzursuzluğa gider…

 

İlkesi, “şüphelenmiyorum, demek ki yanılıyorumdur.”

 

( Onun ‘diamonion’u Sokrates’inkinin yaptığının tam tersini yapar : sahibini, o doğruyu bulduğunu sanınca tırmalar. ) ”

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

sonra

uygarlık üzerine notlar

Sayfa: 52/53

Metis yayınları

—————————-

 

Kant bu … Bir ‘acayip’ insan …

 

————————

 

“Immanuel Kant ve Ödev Ahlakı
Ona göre evrensel ahlak yasası mümkündür. Fakat böyle bir yasa doğa yasası gibi olanı değil, olması gerekeni içeren bir yapıda olmasıyla mümkündür. Bu yasa bizim içimizde var olan iradeyle gerçekleşir. Bu, otonomidir. Otonomi “Yasası kendi içinde olmaktır.” ki bununla birlikte özgürlük ortaya çıkar. Yani insan kendi ahlak yasasını kendi belirler. Bu, ahlaki eylemin temel şartıdır. Bu ahlak yasasına uymak zorunluluk değil, bir ödevdir.”

 

————————

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 25

Featured

47. HUZUR

20171020_0078_CEP_1920

 

47 HUZUR

 

…Biriken bilgi …

 

Enerji gibi; yaşama enerjisi, huzur enerjisi, tutku enerjisi … Ne derseniz.

 

Aydınlık olduğunu zannettiğimiz neon kirlilikten, karanlık olduğunu zannettiğimiz aydınlık iklimine gelmek nasıl huzur verici.

 

Anadolu…

 

Daha doğuya, daha yükseğe gitmeliyim…

 

Yıldızlara daha fazla yaklaşmalıyım, biliyorum.

 

Önümüzdeki senenin programına aldım, kısmetse.

 

Sağlık sıhhat olursa, ağız tadı olursa, seneye inşallah…

 

Şu anda 1000 metre civarında bulunduğum coğrafya, seneye 1600 metre rakıma gitmek istiyorum.

 

“Du bakali noolcak…”

 

İki gün sonra tüm Türkiye yağmurlu soğuk havaya girecek, muhtemelen bu senenin son yıldız günlerini idrak ediyorum. Yine ara ara kısa süreçlerde uygun zamanlar olur elbette . Ancak uzak coğrafyalara gitme için planlama iyice zorlaşacak.

Artık Polaris, Karadeniz… Marmara’da Gökada zor…

 

Şaka değil, kışa giriyoruz …

 

Önce biraz sonbahar, Yedigöller’de renk tayfı …

Yıldız deryasından renk deryasına…

 

Umarım kızarmıştır “o şarabi eşkiyalar…”

 

Hakan Hatay

 

2017 Ekim 21

Featured

46. KYBELE

 

46 KYBELE

20171019_0028_CEP_1920

 

“Kibelenin çocukları burada”

 

Anadolu toprağında Ses aramaya devam, başka galaksilerden Anadolu’nun taşına toprağına fısıldanan, fısıldanmakta olan hala …

 

İstanbul’da kendimi ne kadar yabancı hissediyorsam, buralarda o denli yerliyim.

 

Dün akşam tripodumu kurduğum kayanın dibinden üç tane sürü geçti, bir büyükbaş, iki küçükbaş sürüsü…

 

Nerden bilebilirdim ki, keçiler kadrajı hissediyorlar…

 

Nasıl yaramazlar, nasıl meraklı… Tripoda ve makinaya nasıl bakıyorlar, merak ediyorlar, dibine gitmek istiyorlar…

 

Alan savunması yaptım, tripodun çevresini korudum, dokunmasınlar, kadrajım titremesin diye ellerimle…

.

Basketbol maçında alan savunan bir oyuncu gibi, ellerim açık… Ama bir yandan da kahkahalarla gülüyorum…

Keçiler, inekler, koyunlar, katırlar…

 

Allahtan sürüler küçüktü, fazla zor olmadı alan savunması, Allahtan kadrajımın başındaydım ağıla dönen yaramazlar oradan geçerken.

 

Saha inanılmaz, ne çok eğitim veriyor insana, hala, hiç durmadan…

 

————————–

Çünkü yollar bulunmaz: yürünür,

yerlerde ise olsa olsa, durulur –

onlar, bulunur artık, yürünmez….

ORUÇ ARUOBA

Yürüme

—————————–

“Kibelenin ruhu buralarda hissediyorum”

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 20

 

Featured

45. VATAN ANADOLU

 45 VATAN ANADOLU …

 

20171018_0021_1920

Vadi bir yazdan kalma açık gökyüzü ile karşıladı beni .

Hoş onca yaz döneminde geldim ama görmedim ben bu denli açık bir gökyüzü Vadi’de.

 

Normalde İç Anadolu genelde değişken bir gökyüzüne sahiptir.

 

Her türlü hava durumunu çok kısa süreler içinde yaşarsınız burada.

 

Sabah yağmurlu başlar, öğlen parçalı bulutluyken bütün gece açabilir, ya da tersi.

 

Son iki gelişimde biraz daha sabit bir hava durumu ile karşılaştım..

 

Bu biz yıldızcılar için bulunmaz nimet elbette.

 

Meteo ne derse o olunca, planlama yapmak inanılmaz kolaylaşıyor.

 

Sanırım tek dert hava açık olmasına rağmen çok soğuk, kuru soğuk diyorlar buna, sanırım Ankara’lı dostlarım beni daha iyi anlarlar.

 

Ama soğuk olması da bizim için iyi, Sensör fazla ısınmıyor, noise azalıyor, Sensörün ısınmasından oluşan gürültü alt seviyelere iniyor.

 

Bu gürültü o denli sıkıntı yaratmıyor ama, olsun, sıcakta çalışmasındansa kuru soğukta çalışması her zaman evladır fotograf makinesi açısından. Bir tek pil performansı düşer, o da yeterli yedek piliniz varsa sorun olmaz.

 

Yavaş yavaş artık mevsimin son gökadalarına şahit oluyoruz. Muhtemelen sonbahar ile birlikte daha fazla bulut ve kapalı hava ile karşılaşacağız. ( Umarım öyle olur ve gerekli miktarda yağış gelir, nüfusumuz çok, susuzluk yoksa millet olarak bizi çok zorlar )

 

Bir yandan Vadi Masalı devam ediyor elbette.

 

Buralara ağır inşaat ve siteler girmeden, sadece küçük köylerin var olduğu bir hayal aleminde Vadi’yi yaşamak gerçekten huzur verici.

 

Afyon her geçen gün çeperlerini büyütüyor, etraftaki diğer illerle beraber Vadi’ye her geçen gün yaşam inşaat buyuruyor, ya da rant diyelim. ( Henüz daha büyük bir tehlike yok ama malum her şey bir anda değişebilir. )

 

Hala direniyor Vadi, Frigler’den gelen o ruhuyla, hala var olmaya, temiz kalmaya, huzur vermeye devam ediyor.

 

Umarım bu durum hiç değişmez…

 

Biraz da bundan sanırım Vadi düşkünlüğüm. Bu arkadaş neden taş toprak fotoğrafı peşinde diyebilirsiniz. O denli az kaldı ki o taş toprak …

 

Aynı tahta iskeleler gibi…

 

İnsanın huzur bulduğu bir coğrafyada olabilmesi en büyük mutluluk.

 

Tüm Frig Uygarlığı’na selam gönderiyorum, tüm Anadolu medeniyetleri’ne…

 

Böyle bir kıtada yaşamak ne güzel. 200 Yıl’dan evvel bir şeyi olmayan bir ülkede yaşamak istemezdim, istemedim de zaten.

 

Ne kadar zor olsa da, insanın kendi vatanında yaşaması kadar güzel bir duygu yok bence.

 

İç Anadolu’da bu denli Kurtuluş Savaşı’na dair izin olması bundan sanırım.

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 19

 

Featured

44. AIZANOI

44 AIZANOI …

20170925_0008_CEP_1920

Araştırmalarım devam ediyor; Vadi’ye çalışmaya devam.

 

Önce bilgisayar başında, sonra sahada…

 

Bu kez Kütahya tarafından geçeceğim Vadi’ye. Afyon’a kadar devam.

Geçen Ay Eskişehir tarafına daha çok zaman ayırmıştım.

 

Bu ay muhtemelen daha çok Kütahya ve Afyon tarafı olur.

Tabi belli olmaz, meteo ne derse, ona göre şekillenir rota.

 

İkbal Lokantası Afyon yapmadan olmaz…

 

Bakalım rüzgar ne yöne savuracak beni.

 

Tahminen yıldız olmaz, bulutlar izin vermez..

Ama belli de olmaz 🙂

Bulut olursa Bulb, olmazsa Yıldız.

 

Yine ‘Tapınak’a’ uğrar mıyım bilmiyorum, bakalım.

 

Her şey coğrafyadaki meteo durumuna bağlı.

 

———————–

 

” Bir yeri, gerçekten ve toptan terketmeyen,

yeni bir yola çıkamaz. ( Tanrı Lut’a

boşuna dememişti ya, “Geriye bakmayacaksın”

diye…)

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

1 Çıkış

Sayfa:91

Metis Yayınları

 

———————-

 

2017 Ekim 16

Featured

43. MİDAS ANITI, YAZILIKAYA

20170924_0105_1920

43 MİDAS ANITI, YAZILIKAYA …

 

Yeni doğdu güneş … Saat : 06:52…

 

İlk ışığı sabahın, taze …

 

Bulut yoktu doğuda…

 

Olmaz her zaman bu güzel durum.

 

Bu foto 06:57 … Beş dakika sonra gün doğumundan, biraz daha canlandı ışık.

 

İlk ışığın da karesi var, ama ben bunu daha çok sevdim.

 

Çok az, canlanınca ışık.

 

Hepsi var, Mavi Saatler’den ışık sertleşene kadar, Midas Yazılıkaya, yine dayanamadım, yine gün doğumuna da şahid oldum, ilk sabah ışıklarının Yazılıkaya Midas Anıtı’nı kucaklamasını izledim.

 

Kybele’ye selam olsun.

 

Köyün Delisi’ne…

 

Yıldız fotoğrafı çalışmak böyle bir şey, gün batımı gün doğumuna karışıyor hafıza kartınızda. Uyumuyorsunuz ama değiyor. Çay, kahve gırla, onlarsız olmuyor. Ertesi gün final sınavı var gibi, sabahlıyorsunuz… İnsanı Kampüs’e döndürüyor… Çaya, kahveye gömüldüğünüz o günlere…

 

Sabah Mavisi bir başka, zor ama …

 

Pozlama tersine işliyor. Her geçen dakika ışık sertleşiyor.

Her geçen dakika lezzet azalıyor.

 

Akşam Mavisi’nin tersi bir durum bu.

 

Logaritmik olarak artıyor ışık, akşam mavisinde logaritmik olarak azalırken.

 

Her ikisi de güzel, farklı, sessiz…

 

Siz duymadıkça, hiç farkına varmazsınız.

 

 

—————–

 

“Sıkıntısını çektiğimiz şeylerin

sıkıntısını, ötekilere çektiririz.

 

Ötekilere çektirdiğimiz sıkıntılar,

kendi sıkıntılarımızdır.

 

Sıkıntılarımız zaten,

ötekilerininkilerdir.”

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

BİZ

Sayfa:36

Metis Yayınları

 

————————

 

Sabah ışığını en güzel anlatan bu güzelliğe selam olsun.

Özledim.

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 16

Featured

42. POZLAMA

20170922_0086_CEP_1920

 

42 POZLAMA …

 

Pozlamanın temel çıkış noktası, fotoğrafta, olan ışığı en doğru şekilde ( miktar ve süre parametrelerini kullanarak ) Sensör’e ulaştırmaktır.

 

Sensör, algılayıcı, içerde beklerken ( yüzde yüz karanlık bir ortamda ), deklanşöre basan doğru miktarı doğru sürede ulaştırmalıdır O’na…

 

İçilmesi gereken su gibi, hani elini musluğa dayayıp kana kana içersin ya susuz kalınca, Sensör’ün ışığa ulaşmasını sağlamalısın.

 

Karanlığın içindeki Sensör, ışığı hücrelerinde hissetmeye başlayınca, görüntü oluşmaya başlar bedeninde.

 

Karanlık Oda’da fotoğraf basarken yaşardım bunu. Agrandizörde pozladığım bembeyaz fotograf kağıdı, geliştirme banyosunun olduğu küvette beyaz sıfır halinden görüntülü haline evrilirdi. Bembeyaz bir kağıttan görüntünün oluştuğu bir fotoğrafa ulaşma süreci fotoğrafçıyı derinden etkiler…

 

Pozlama yaparken doğada, aynı durumu düşünüyorum hep. İçerde ‘bembeyaz’ olarak küvette bekliyor Sensör adeta.

 

Onu, aynen karanlık odada geliştirme banyosunda bekleyen bir beyaz kağıt gibi pozlamalıyım.

 

Belki bundandır Uzun Pozlama’ya düşkünlüğüm.

 

Sayısal alemden beni alıp, adeta, Analog aleme döndürüyor sanırım.

 

Yaşamdan kopup Karanlık Oda’ya dönüyorum, sonra, karanlıktan yeniden ışığa çıkıyorum.

 

Pozlama, yaşamı anlatıyor.

 

Pozlamayı doğru yaparsam, huzura ulaşıyorum; gözlerim gülüyor, sesim kamaşıyor, neşem yerine geliyor.

 

Pozlamanın temel çıkış noktası, yaşamı doğru algılayabilmektir. Çok tantanalı bir cümle biliyorum, fazla iddalı, gereksiz kibirli.

 

Ancak Sensör’de az iddalı değil ki. Eğer fotoğraf sevdalısıysanız, bence, yapacağınız en büyük hata, pozlamayı başaramamaktır.

 

Fazla pozlama da, eksik pozlama da inanılmaz sıkıntılar yaratır.

 

Aynı hayattaki gibi.

 

Ne fazla olmalı, ne de eksik.

 

Kilit tam burada.

 

Çoğu zaman ulaşamadığım.

 

———————–

” Bir adım,

yere basan iki ayak arasındaki uzaklık

değildir;

gövdeyi taşıyan bir ayak,

ilerleten öteki ayak – ve,

bir önceki ile bir sonrakilerde,

hep yer değiştiren ayaklar—

arasında sağlanan sürekli devinimdir.”

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

III Varış

Sayfa: 133

Metis Yayınları

————————

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 15

Featured

41. Bulut Denizi’nde…

20170918_0079_CEP_1920

 

41 Bulut Denizi’nde …

 

… Mitolojik bir Masal gibi uçuşuyor bulutlar gökyüzü denizinde…

 

Havada asılı duran Peri’ler bulutların kanatlarına binip yarış ediyorlar birbirleriyle.

 

Masal Alemi gibi Vadi.

 

Hiç durmuyor havadaki hareket…

 

İnsan Uzun Pozlama sevdalısı olunca, daha dikkatli inceliyor bu devinimi.

 

Artık, havada asılı olan bulutlar, yetmiyor.

 

Hareket ederken çizdikleri İz daha ilginç geliyor sanki.

 

Aynen gökyüzünde asılı halde duran yıldızların yetmediği gibi.

 

İz birden Asıl oluyor, Suret sanrısının tersine.

 

Masal bu İz’de saklı galiba.

 

Duymak için mısraları, peşine düşüyor İzci…

 

 

Anadolu bu Masal Alemi’nin mahallesi…

 

… Vadi; Sokağı …

 

Adeta huzurun adresi…

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 13

 

Featured

40. ANADOLU

20170916_0081_1920

 

40 ANADOLU …

 

Çağırıyor arkadaş …

 

Gitmezsem, eksik kalıyorum …

 

Amaç fotoğraf çalışmak mı bilmiyorum. Anadolu’ya inmek kuzeyden, rakımı değiştirmek, coğrafyayı, karşıma çıkan insanları …

 

Hangisi daha önemli bilmiyorum.

 

Tek aklımda olan, hızla uzaklaşmak İstanbul’dan, kaosdan …

 

Çağırıyor Periler…

 

Sen gel; biz sana huzur bulabileceğin, burada kalabildiğin süre ile sınırlı da olsa, bir zaman dilimi sağlayacağız diyorlar.

 

Anadolu …

 

————————–

“Yolunu kendin yürüyebilmek için,

yönünü kendin koymak zorundasın.

 

Yönsüz yol yoktur — yol, ancak,

bir yön ve bir yürümeden oluşur:

Yeni bir yol, yeni bir yön demektir.

 

Yürünmemiş yol, yol değildir.”

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

II Gidiş

Sayfa: 109

Metis Yayınları

————————-

 

Anadolu …

 

Az kaldı ayrılık, yine…

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 11

 

Featured

39. SAPPHO

20170924_0356_1920_1.jpg

 

39 SAPPHO …

 

Sappho … Bilinen ( arda kalan ) ilk kadın ozan …

 

——————–

“Bir Afrodit kültü rahibesi olan Sappho, bağlı bulunduğu kültün de kendisine vermiş olduğu rahatlığa dayanarak özgürce içinden geçeni söylemiş, açık ve yürekli bir tutum sergilemiştir.

 

Dilindeki bu içtenlik ve açıklık sayesinde eserleri, tüm ardıllarını ve benzerlerini geride bırakarak yüzyılların ötesine geçmiş, çağlar boyu öykünülmüş, eleştirilmiştir.”

 

——————

 

” Söyleyin herkese,

 

En güzel türküleri

çağıracağım bugün

dostlarım için”

 

SAPPHO

Sappho Şiirler

Türkcesi: Cevat Çapan

Sayfa:9

Alaz yayıncılık

———————

 

Mitolojik Masal Alemi’nden bir ses Sappho, arda kalan.

 

Binlerce yılı devirip ulaşmak geleceğe.

Zamana meydan okumak.

 

Dilimde Mitolojik Yıldız Perileri… Gökada’ya bakmak böyle bir etki yaratıyor sanırım. İnanılmaz bir güzellik bu, tarifine ulaşılamayan.

 

Karanlıkta ışığı aramak insanı biraz ‘Masalcı’ yapıyor.

 

Aslında daha doğru bir anlatımla; önce karanlığı aramak, ardından, karanlığı bulunca oradan ışığı demlemek.

 

İnsan kendini kolaylıkla Sensör’ün yerine koyabiliyor böyle bir pozlamaya erişince.

 

En azından Sensör’ü anlayabiliyor.

 

Toplayabildiği bilginin mahiyetinin aslında ne denli önemli olduğunu…

 

———————

 

” Aldım elime lirimi

 

Gel, dedim, benim

kutsal deniz kabuğum

konuşan bir çalgı ol.”

 

SAPPHO

Sappho Şiirler

Türkcesi: Cevat Çapan

Sayfa:14

Alaz yayıncılık

 

——————–

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 09

Featured

38 VADİ …

20170918_0445_1920

 

38 VADİ …

— Yıldız çalışması “Saha’da”  öğreniliyor …

Ancak, öncesi de önemli muhakkak …

Teorik altyapıyı edindikten sonra makinanızla ne zaman barışırsanız o zaman yavaş yavaş başlıyor sonuçlar…

.
3 Temel öncelik var bence:

.
1) Fotoğraf Makinası: Kişi fotograf makinasını, menusunu, fonksiyonlarını “gözü kapalı” bilecek, en azından temel olanları…
Karanlıkta, ışık yakmadan onları biliyor olmanız gerek. Her durumda cep telefonu feneri veya kafa feneri yakmaya kalkarsanız, beraber gittiğiniz dost grubunu bir daha bulabilmeniz zor.

 

Çok bağımlı bir iş, eğer ekip olarak sahaya çıkıldıysa, takım elemanları birlikte çalışabilmeli ve herkesin kendi makinasıyla olan iletişimi ileri düzeyde olmalı.
Takım çalışması bunu gerektiriyor, beraber haraket edebilmeyi…

.
Bu konuda gerçekten şanslıyım kendi adıma. Beraber Yıldız’a çıktığım tüm dostlarım beraber karanlıkta fotoğraf çalışma konusunda inanılmaz hassaslar.
Herkes birbirinin hayatını kolaylaştırıyor …

.
2) Teorik Altyapı: Buna hakim olmanız gerek. Gündüz 1/125 fotografı gibi değil bu iş. Netleme gibi devasa bir sorun var. Kadrajı kurabilme ( çoğu kez karanlık yüzünden tam olarak göremiyorsunuz ) bile oldukça meşakkatli. Bir çok işi az pil tüketerek halletmek zorundasınız. Gece uzun, siz doğadasınız…

 

İzlenmesi gereken temel adımlar var, sonrası sizin yoğurt yiyişinize göre farklılaşabiliyor, hava durumuna, bulut durumuna, nem durumuna, elinizdeki donanımın durumuna vs.

.
Değişik koşulları daha evvelden tecrübe ettiğiniz ölçüde doğru hamleler yapabiliyorsunuz farklı bir durum oluştuğunda.

 

Yani benim sloganım devreye giriyor :
Önce Saha’da Olmak Gerek …

 

Ne kadar sahada olursanız o kadar tecrübe artıyor malum…

 

3) Temel Fotograf Bilgisi: Kişi temel fotograf bilgisine sahip olacak, ışığı bilecek, histogramın dilinden anlayacak, kompozisyon kurallarından haberi olacak.

( İFSAK Temel Fotoğraf Eğitimi diyorum bu noktada. Her derse farklı eğitmen geliyor, bir çok buluşma, değerlendirme, saha çalışması, en önemlisi en az 6 ay süren proje çalışması… Hepsi İFSAK’ta. Temel fotograf eğitimi alacaksanız, İFSAK diyorum.)

 

Kompozisyon-kadraj kurgusu hakkında bir farklı yanınız daha gelişiyor, olmayan kadrajı hayal ediyorsunuz yıldız çalışmasında … “İzlenimci” oluyorsunuz, var olanın farklı bir haline göre kadraj kurguluyorsunuz.

.
Bence kişinin kompozisyon temeline katkı sağlıyor bu. Görmediğini ama olacak olanı hissedip ona göre kadraj yapmak.

 

Bir çeşit kadraj çalışması gibi…

 

Elbette pek çok Saha’ya dair zorluklar var. Ama güvenliği elden bırakmadığınız sürece ve güzel takım çalışması yapacak dostlarınızla bir arada olduğunuz sürece fazlaca sorun çıkmıyor. Yeterli donanımınız ve yeterli bilginiz olduğu sürece yıldıza çıkmanın keyfini yaşayabilirsiniz.

Bir de son olarak; naçizane tavsiyem; akşam yemeği başka yerde yiyerek yıldıza gidilmez. Yetişmez çünkü … Mavi kaçar, simsiyah döngüler alırsınız. Akşam yemeği Döngü’yü kurduktan sonra sahada yenir. Paket yaptırılır, yanına alınır veya çok hamaratsanız mekanda hazırlarsınız yemeğinizi.

.
Ancak, akşam yemeğimizi de yiyelim sonra mekana gidelim olmaz !!!

İnanın bana olmaz …  Onca kilometreyi yemek yemek için gelmediniz ki … Yemek yersiniz, önce Mavi’yi yakalayın derim ben.

Saygılarımla

Hakan Hatay

2017 Ekim 08

Featured

37. SOKAK’TA ŞİİR

IMG_20171007_182714_2

 

 

“Kalbinde yer aç güzelim, sorun değil ben ayakta da giderim!”

 

Sokakta, bir bahçe duvarına, bir evin sokak yakasındaki yüzüne, bir okulun sokağa bakan cephesine …

Bir pencerenin altına, bir garajın üstüne …

 

Sokak şiiri.

Sokakta nefes alan.

 

Tümce çıkışlı, cümleye nadiren evrilen, evrilse de ikinci cümleye başlamayan.

İkinci cümleye hayatı boyu hiç başlamamış olan bir mavi gözlünün duvarından.

 

“devrim şiirle gelecek”

 

Devrim özleyerek gelecek. Özledikçe gelecek devrim. Özlemeyi bırakmamak lazım. Hep özlemek lazım.

 

Özlemek bile güzel.

 

—————————–

“Ey Özlem Çeken —

yalnızlığını b e s l e …”

 

ORUÇ ARUOBA

Uzak

Özlem Çekene Kılavuz

Sayfa:78

Metis Yayınları

——————————

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 07

Featured

36. BULB MODE

20170922_0067_CEP_1920

36 BULB MODE —

 

Uzuuuun uzun pozlama, gündüz güneş bile varken, başladı…

Bulb yasağı kaldırıldı.

 

Fotoğrafçılar ağlarını atabilecek 01 Ekim itibariyle.

Gökyüzüne ve denize Bulb Atma Sezonu hayırlı olsun.

 

Sensörler temizlendi, ( işin üstadları tarafından yapılmalı muhakkak, elime kolonyalı mendil aldım, aynayı kaldırıp bir güzel temizledim sensörü gibi bir cümle, aman haa… Sakın haa… Sensör temizliği hassas iştir, aman siz kendiniz girişmeyin, bir üstadına, emanet edin makinanızı derim ben temizlik için )

 

Tripodlar yağlandı, bakımı yapıldı.

( Zaten hep bakımlıydı ya neyse )

 

Sandalyeler ( Kamp sandalyeleri ) elden geçti.

Çay için kamp ocağı ve Türk Kahvesi için cezve, kutusuna yerleştirildi.

Termoslar, muglar hazır…

 

Yedek piller tamamlandı.

Yine yola çıkılacak ve muhtemelen 8-10 saat arası pozlama yapılacak.

Kolay değil, hele Anadolu’ya çıkılıyorsa en az gidiş 1500 km… Gidiş dönüş 30000 kmden bahsediyorum.

 

Yıldız sezonunu kapattık, Bulb sezonunu açtık.

 

Gidilen yerde pilim bitti gibi bir cümle ayıp kaçar.

O nedenle Pil Parkı tamamlandı.

 

Daha gidilecek çok mekan pozlanacak çok coğrafya var.

 

Doğa, manzara, Bulb, Mavi Saatler …

Yaşamak fotoğrafçıya güzel.

 

Canon’larım hazır, pil parkım sağlam, tripodlar canavar gibi, filtreler temizlendi …

 

Bulb Mode sezonu başlıyor…

Benden söylemesi.

 

Hakan Hatay

 

2017 Ekim 04

 

Featured

35. GERDEKKAYA MEZAR ANITI

20170924_0373_1920

35 GERDEKKAYA MEZAR ANITI

————————————

Gerdekkaya Mezar Anıtı
” Bölge halkının “Kızlar Manastırı” olarak adlandırdığı bu anıt, Seyitgazi, Çukurca Köyünün 500 m kadar batısındadır.

Grek mimarisi içinde Dor Mimari stilinde, iki sütunlu bir tapınak cephesi biçiminde, volkanik tüf kayalığa oyularak, yekpare bir şekilde işlenmiş arcosoliumlu iki mezar odalı anıtsal bir kaya mezarıdır.

Dor mimarisinin en ince detayları kayaya işlenmiştir. Hellenistik Çağ’a tarihlenen anıtın üçgen alınlığının altında triglif-metop sıraları bulunmaktadır. 1991 yılında Eskişehir Arkeoloji Müzesi tarafından restore edilmiştir.”

————————————-

 

Vadi’de yaptığım yolculuk devam ediyor. Farklı alanlarına zaman ayırmak, oralarda gece sabaha kadar bulunmak mutluluğunu yaşıyorum.

 

Midas Anıtı’na defalarca gidip en sonunda bulutsuz yıldızlı bir gökyüzüne ulaştım.

Kolay değil, Anadolu bu, yaz bile olsa bakıyorsunuz birden bulutlanıveriyor.

 

Şükür bu yaz önemli noktalardan Yıldız Döngüsü ve Gökada karelerine ulaşabileceğim zaman dilimlerinde olmam gereken alanlarda bulunabildim.

 

Ama serüven durmaz, yolculuk bitmez…

Sağlık oldukça gitmeye devam edeceğim inşallah.

 

Artık Eylül bitimiyle birlikte, Yıldız Sezonu zora girdi.

Olur belki yine, ama, sonbahar ve kış dönemlerinde daha çok Bulb fotografına devam edeceğim, gündüz gün ışığında.

Mavi saatler zaten kaçmaz…

 

Vadi, Masal Alemi …

 

Her gittiğimde, başka bir Masal anlatıyor bana.

 

Ciddi ciddi özlüyorum Vadi’yi …

 

—————-

” Özlemin varlığı, yokoluşu içindir; ama, yokolmadığı için, varolur.”

 

ORUÇ ARUOBA

Uzak

Özlem Çekene Kılavuz

Sayfa: 46

Metis Yayınları

——————

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 03

 

 

Featured

34. MUŞKİLİ MİTA

20170923_0643_CEP_1920

34 Muşkili Mita

———————

“Kral Midas ya da Asur kaynaklarındaki adıyla Muşkili Mita, MÖ 738 – MÖ 696 yılları arasında, Frigya’nın Polatlı’da  kurulmuş olan başkenti Gordion’da yaşamış olan efsanevi Frigya kralıdır.

Krallığı gibi yaşamı ve ölümü üzerine de mitolojiler yazılmıştır. Yaşamı boyunca acılar çekmiş olan Midas, “eşek kulak”larıyla ya da “dokunduğu her şeyi altına çevirmesiyle” ünlenmiştir.”

———————-

 

Sabahın ilk ışıklarıyla Altın rengine bürünen bir Anıt bu.

Zihnimde hep o kızıla çalan sarı rengi ile yankılanıyor.

 

Gün doğarken, doğuda hiç bulut olmadığında, eğer orada olabilirseniz, ilk ışıklar ile adeta altın yaldızla kaplanan bir kapı göreceksiniz.

 

Bir Masal Alemi’ne açılan …

Midas Anıtı, bir geçit gibi.

Bu geçitten geçebilmek için tek şart var; sabah gün doğumunu orada karşılamak.

 

Defalarca yaşadım bu inanılmaz An’ı, Yazılıkaya’da, Midas Anıtı’nda…

Mitolojik bir cümlenin içinde özne gibi hissediyorsunuz kendinizi, bu mekanda bulunuca.

 

Aslında bu coğrafyada demeliyim. Tüm Vadi hiç durmadan Masallar anlatıyor size.

Anadolu’yu anlamak için çıkılan yolculuk, bence, Vadi’den geçiyor.

 

Vadi, yaşamın anahtarı…

————————————————————

” Kut, yaşamının tam ortasında durandır-

hiç kıpırdamadan … ”

 

ORUÇ ARUOBA

yakın

Kut Arayana Kılavuz

Sayfa: 122

Metis Yayınları

———————————————————-

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 03

Featured

33. KARAHİSAR

33 KARAHİSAR

 

20170923_0010_CEP_1920

————————

“Bilindiği kadarıyla ilk olarak Hitit egemenliğinde olan Afyonkarahisar toprakları, sonra sırası ile Frigya ve Lidya egemenliğine geçti. Daha sonra MÖ 6. yüzyılda Pers egemenliğine giren Afyonkarahisar’ı Büyük İskender fethetti. Onun ölümünden sonra Slevkos ve Bergama Krallıkları’nın egemenliğine giren topraklar, daha sonra Roma İmparatorluğu topraklarına katıldı.

Alparslan’ın Malazgirt Savaşı’ndan sonra Türklerin Anadolu’yu fethiyle Sultan ı. Mesut’un emri ile Akronium Kalesi’nin eteklerine Karaşar Türkleri yerleşmiş ve daha sonra kaleye Karahisar adı verilmiştir.”

———————–

 

AfyonKarahisar … Anadolu’nun en bence farklı illerinden birisi.

 

Vadi’nin kenarında bir Anadolu Kenti.

Çeperleri çok büyümüş, genişlemiş.

 

Anadolu’daki pek çok kara yolunun ortaklaştığı önemli bir merkez.

Ancak şunu söylemeliyim, esas ana caddesi, Eski Afyon, çok görülesi bir mekan.

Özellikle yemek, tatlı, lokum vs yönünden çok zengin.

 

Transit geçişte yol üzerindeki zincirlerden hariç, Afyon merkezinde inanılmaz lokantalar var.

 

Örneğin tarihi İkbal Lokantası Afyon Şehir Merkezi’nde.

 

Bir fotoğrafsever için nasıl güzel bir şehir, her yönüyle.

Afyon’u çok seviyorum kendi adıma. Bir çok kez gittim ve gitmeye de devam edeceğim inşallah.

 

İstanbul çıkış, mekana varış 6-7 saat civarı.

 

Uğrak noktalarımdan birisi oldu Afyon.

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 01

 

 

Featured

32. MİLET’Lİ ANAKSIMANDROS

dongu_amiral_2_1920

 

 

32  Milet’li Anaksimandros

——————-

” Dirk Couprie <2003> Anaksimandros’un kozmolojisinin radikal bir başka yeniliğinin altını çizmiştir. Onun zamanına dek gökyüzü, dünyanın en son sınırı olarak algılanıyordu. Güneş, Ay ve yıldızlar insanlığın gözünde, dünyamızın tavanı olan aynı gökyüzünde, bizden eşit uzaklıkta yer değiştiren varlıklardı.

 

Anaksimandros gökyüzüne bakarak ilk kez onda bir kubbenin tavanını görmeyip gök cisimlerinin çok farklı uzaklıklarda konumlanabilmiş olacaklarını kafasında canlandırdı.

 

Gökyüzünün derinliğini gördü.

 

Yıldızları, Ay’ı ve Güneş’i destekleyen bisiklet tekeri telleri gördüğü dikmelerin sayısı, hem onlara verdiği özel değerler bakımından hem de bu sayıların bir anlam taşıyabileceği fikri bakımından önemsizdir.

 

İçi bir kutuya benzeyen bir dünyadan, açık bir dış uzayın içinde yüzen bir dünyaya geçilmiştir.

 

Couprie’nin dediği gibi, Anaksimandros bir bakıma kosmos’un açık uzayını icat etmiştir.

 

Aşikar ki bu, çok önemli etkileri olan bir kavramsal yeniliktir. ”

 

MİLETLİ ANAKSIMANDROS

ya da bilimsel düşüncenin doğuşu

Carlo Rovelli

Sayfa: 79

Bilge Kültür Sanat Yayınları

——————

 

Anadolu; insanlık tarihinin, bilim dünyasının, yaşamın başlangıcı…

Milet’ten bir filozof çıkıyor, bir bilim insanı… M.Ö. 550 li yıllarda…

 

Rönesans’a, sonrasındaki ilerleyen dünyaya bir kapı açıyor.

 

Vadi’de bunlar geliyor aklıma, bu güzel insanlar.

Yıldız kümelerinin arasında kaybolduğumda, onlar ses ediyorlar uzaktan, uzaklardan.

 

—————-

 

” ( Her ) yerini,

yeni bir yol kılmayı öğren,

— daha da iyisi,

yolunu ( hep ) bir yer kılmayı …”

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

III. VARIŞ

Sayfa: 138

Metis Yayınları

 

——————

 

Anadolu…

 

Daha ne çok yolun var bana göstereceğin.

Daha ne çok yerin var bana yol edeceğin.

 

İnşallah sağlıkla, seninle buluşmaya devam edeceğim.

 

Hakan Hatay

2017 Eylül  30

Featured

31. ERATO

31 ERATO

 

20170925_0010_CEP_1920

 

Vadi’ye giderken ve dönerken…”Tapınağa” uğramadan geçemiyor insan.

En iyi korunmuş Zeus Tapınağı… Aizanoi…

 

———————

” Penkalas ( Kocaçay ) Irmağı’nın yukarı kesiminde, Tanrıça Meter Steunene’nin kutsal mağarası civarında yaşayan Frigya’lar öncülü olarak antik kaynaklarda adı geçen mitoloji kahramanının, Su Perisi Erato ile efsanevi Kral Arkas’ın birleşmesinden ortaya çıktığı sanılmaktadır.

 

İşte bu mitoloji kahramanından Aizanoi şehrinin adı kaynaklanmış olabilir.

 

Aizanoi, antik Frigya’ya bağlı olarak yaşayan Aizanitis’lerin ana yerleşmeleriydi. ”

 

Kaynak:

http://www.filozof.net/Turkce/tarihi-eserler-a/2524-aizanoi-aezani-tarihcesi-aizanoi-aezani.html

——————–

 

Bir kasabanın ortasında, sanki o kasabada bir yerleşim yeriymiş gibi…

 

Garip biraz aslında. Geleni gideni fazla yok. Yakınlarında deniz kumsal yok ya, pek uğrak yeri değil o nedenle.

 

Sadece onun için gelenler var etrafta, az da olsalar…

Seviyorum bunu aslında. Sadece orası için gidenlerle onu ziyaret etmek, yaşamak daha özel bence.

 

Bu hisse Sagalassos ve  Aphrodisias’ta da kapılmıştım.

Sadece onun için orada olanlarla beraber orada olmak, geçerken uğrayanlarla değil.

 

Ephesus çok muzdarip bu sorundan, özellikle yaz döneminde.

Bu nedenle Antik Kent’leri yazın gezmemek gerek bence.

 

En güzel zaman İlkbahar… Yağmurlar yağmış, etrafta su birikintileri, yansımalar…

Yazlıkçılar / kumsalcılar yok etrafta, henüz okullar kapanmamış…

 

 

Kent’in iç sesi size kendini daha rahat duyurabiliyor.

Bağıran çağıran selfieciler yok, gürültü patırtı yapanlar kendi diyarlarında.

 

Antik Kent’te, orada olmayı isteyenlerle, sadece …

 

Erato mesela. Su Perisi Erato. Fısıldamalı size mekanı. Anlatmalı masalını.

 

İstanbul’da yaşamaktan mıdır nedir, kalabalıklara dayanamıyorum sanırım.

Vadi’ye giderken de dönerken de, Çavdarhisar hep çekiyor beni.

 

Hala söyleyecek Söz’ü var bana.

 

Hakan Hatay

2017 Eylül 29

Featured

30. GORDIAS

20170925_0006_CEP_1920

30 GORDIAS

———————

” Gordias: Efsanelik Phrygia kralı Gordias, Gordion şehrini kurmakla ün salmıştı. Şehrin kalesine Gordias bir araba yerleştirmiş, o arabanın oku öyle çapraşık bir düğümle bağlıymış ki kimse çözememiş bu düğümü. Oysa tanrı sözcüsü bu düğümü kim çözerse, Asya krallığını onun elde edeceğini söylemiş Gordias’a.

 

Bunu bilen Büyük İskender Gordion’a gelince, kılıcını kınından çıkartmış ve bu düğümü kesivermiş.

 

Bir efsaneye göre, Ana Tanrıça Kybele Gordias’ı sevmiş, ondan gebe kalarak kral Midas’ı doğurmuş. ”

 

Mitoloji Sözlüğü

Azra Erhat

Sayfa: 118

Remzi Kitabevi

————————

 

Dünyanın kendi ekseni etrafında yaptığı döngüye şahitliğe devam ediyorum.

 

Nereye giderseniz gidin, hangi masalı yaşarsanız yaşayın, kimden kaçarsanız kaçın, O döngüsüne devam ediyor, milyarlarca yıldır.

 

Adına zaman dediğimiz bir platformda, sadece O var; var olan.

 

Anlamak çözmeye yetmiyor biliyorum.

 

Aramak sadece huzur veriyor içime.

 

Yaşamın günlük rutin düzleminden bu eliptik yörüngeye uzanmak gülümsüyor bana.

Gidip gidip orada olmak istiyorum.

O yörüngenin yarıçapında.

 

Olduğum yerin önemi yok aslında. Bu içsel bir yolculuk biliyorum.

 

Hiç’e doğru, kendi merkezimden yeltendiğim.

 

Mutlu oluyorum, sanki amaç bu.

Bu yolculukların gereği, varsa eğer.

 

Atmosfer dışında, yörüngede hissediyorum kendimi; Döngü’yü kurup, sandalyeme oturup demli çayım eşliğinde gökyüzünde bana gülümseyen yıldızları seyrederken.

 

Yıldızların aralarında kurduklarını varsaydığımız takımların arasında, bir meteor haraketleniyor.

 

Yanıyor gökyüzü.

O aydınlık, beni aydınlatıyor.

 

Işığın içinde karanlığı ararken, karanlığın içinde parlayan ışığa hasretiz sanırım.

 

Kybele; nereye gidersem gideyim Anadolu’da, gülümsüyor bana.

Bu da Köy’ün Delisi’nin hatırası…

 

Hayatımdaki güzel insanlara gülümsüyorum, hep zenginleştiriyorlar beni, hep arttırıyorlar sesimi.

 

İyi ki varsınız hayatımda.

 

——————–

” MASA

Çağırdım geldiler.

Oturmasalar ölürdüm.

Oturdular öldüm.

Anlamadılar.”

 

Özdemir Asaf

Dünya Kaçtı Gözüme

Çiçek Senfonisi Toplu Şiirler

Yapı Kredi Yayınları

Sayfa:34

———————-

 

Hakan Hatay

2017 Eylül 28

 

Featured

29. POLARIS

DONGU_5D_1_2_1920

29 POLARIS

——————

“Frigler’in ilk kralı  Gordios’tu.

Frigler  Urartular’la birleşerek  Asurlular’a  karşı savaştılar.”

—————–

 

Aklımda kayalar … Gökyüzüne yükselen, yıldızlara ulaşabilmek için, adeta yarışan toprak kütleleri, kuzeye uzanan …

 

Peribacası tadında; Peri diyarları…

 

Biz buradayız diyor, periler.

Gülümsüyorlar her bir bölgesinde Vadi’nin.

Her bir bölgesinde, o bölgenin kendi perileri var.

 

Birinden diğerine geçtiğinizde, sizi, diğer bölgenin perileri karşılıyor…

 

Masal Alemi gibi.

Fotoğraf değil, Masal çalıştım ben 10 gün boyunca, 9 gece…

 

Susmadılar, hep şarkılar fısıldadılar binlerce yıl öteden, geriye Kalan…

 

Onların müziği başka bir enerji ve huzur sağladı bana.

Kentli olduğumu, kaosun içinde yaşamaya çalıştığımı unuttum.

 

Takım Yıldızları eşliğinde, gözlerim gülümsedi, yüreğim ferahladı.

 

Aklımda kayalar … Gökyüzüne yükselen, yıldızlara ulaşabilmek için, adeta, yarışan toprak kütleleri …

 

Perilerin hamakları …

 

—————-

“Yolda tek yer,

yöndür.

 

Yolda olan kişi için,

her yerleşik yer, yüktür

— bulunduğu yer, artık, hep,

yöndür…

 

Yönelen,

yerleşemez.”

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

VARIŞ III

Sayfa:141

Metis Yayınları

————-

 

2003 Yılında beni Oruç Aruoba ile tanıştıran The Zultan’a yürekten teşekkür ederim.

The Zultan, iyi ki varsın, iyi ki bizim zultanımızsın …

 

Hakan Hatay

2017 Eylül 27

Featured

28. GORDION

 

dongu_02_1_1920

28 GORDION

 

…. Sonra mezarından kalktı sanki.

 

Gökyüzünde hareket eden takım yıldızlarının melodisine kaptırdı varlığını.

Yanımıza kadar indi.

 

” -Vadi’ye hoşgeldiniz” dedi.

“-Ne iyi ettiniz de geldiniz. Havanın açık olduğu akşamlarda şahit olduğumuz Yıldız Resitali’ne ortak oldunuz.”

Gözlerinde varolan Frig ateşi tümcelere demir attı.

 

————–

“Güneşi başka dünyalara uğurladık.”

 

ORUÇ ARUOBA

Tümceler

AKŞAMÜSTÜ TÜMCELERİ

Sayfa: 11

Metis Yayınları

——————-

 

 

Ne iyi ettik de geldik…

Ne iyi ettik de yine Anadolu’nun bu en özel Vadi’sinde bu denli uzun süren bir yolculuğa çıktık.

 

İçimizde var olan Vadi’nin Anadolu’da var olan Vadi’den bir farkı yok sanırım.

Tarih’e, Anadolu’ya, Kalan’a olan düşkünlüğümüzdür; bizi yollara düşüren.

 

Sadece yıldızları çevirmek değil hayalimiz. Yıldızlara biz yokken de hep bakan gözlerden bakmak istiyoruz Anadolu’ya.

Aşığız ona çünkü, yuvamız Anadolu …

 

Muşkili Mita homurdandı ilerden…

 

“Gordion’a gelen tüm misafirlere selam olsunnn !!!”

 

Yöre halkı nasıl misafirperver. Nasıl seviyorlar insanı.

Muhtar, çoban, bakkal …

 

Hepsi aynı hamurdan, insan canlısı…

Anadolu insanı, nasıl güzel…

 

Kentte kaos ile mücadeleden nasıl yitirilmiş içimizdeki Anadolu …

Yeniden Anadolu’da olunca hissediyor insan, kızıyor kendine.

 

Anadolu; en iyi terapi bence.

 

Uzaklara, yurt dışına vs gitmeye gerek yok.

Anadolu orada, yanı başımızda…

 

Anadolu, hep bendesin, benimlesin…

 

Hakan Hatay

 

2017 Eylül 26

 

Featured

27. ECHO

20170922_0164_1920

27 ECHO

 

… Güzel sesi kayaların arasından bir flüt tadında fısıldıyor Vadi’nin masalını.

Duymak dinlemeyi getiriyor, dinlemek yaşamayı …

 

Rüzgarın kanatlarına tırmanıp Vadi’ye bakıyorum sanki.

Sırtımda batan güneşin ardından Vadi’ye üflenen Mavi Sihir.

 

Periler yanımda, omuzlarımda…

Bana bakacağım yönü gösteriyorlar.

Akan bulutların arasından, yıldızlar gülümsüyor sesime.

 

Orada, kuzey üstte; Polaris hemen ben buradayım diyor.

Bulutlar bile saklayamıyor onun varlığını.

İçimde.

 

Bir Peri Masalı bu, Vadi; bu Peri Masalı’nın gerçekleştiği Galaksi.

 

Dinliyorum sadece, hem gözlerimle, hem de yüreğimle…

Nefesimde Pan, hiç durmadan Flüt çalıyor.

 

Islığımın en üst perdesinde.

 

Yer, yön, yaşam…

Birbirine karışıyor.

 

Hakan Hatay

2017 Eylül 23

Afyon

Vadi

Featured

26. YOK ÜLKE

20170921_0101_1920

26 YOK ÜLKE

Harflere Ses veren nasıl bir fısıldayan Göz acaba ?

Görünce hissettiğiniz bir denizden yaşama geri dönünce, damağınızda sadece Akdeniz’in tuzu gibi sivri anlatıcı kalıyor.

Masal’a tanıklık ederken gözlerinizde yankılanan gülümseme, yerini tümceler diyarında kurulamayan eksik cümlelere bıraktığında, harflerin ardına saklanan tüm masal perileri hınzır bir gülümseme ile değneklerini omzunuza dokunduruyor adeta.

Yazılan yazılamayanın yanında ne ki?

Yazılamayan yazılsa ne olacak ki?

Önemli olan, sonuçta, yaşanan o Yok Ülke belki de, yıldızların altında size gülümseyen.

 

Belki de sadece o yolculuk için oradasınız.

Bir de Vadi elbette… Vadi rüzgarda yankılanan nefesini fısıldayınca yapraklara, O’na gitmemek mümkün mü?

 

————————

“Yol, iki yer arası değildir

yer, iki yol arasıdır.”

 

ORUÇ ARUOBA

Yürüme

Metis Yayınları

———————

 

Yok Ülke’ye yolculuğunuzda, Hiç sizinle ola …

 

Hakan Hatay

22 Eylül 2017

Afyon

 

 

Featured

25. “ANLAMAK ÇÖZMEYE YETMEZ”

25 “ANLAMAK ÇÖZMEYE YETMEZ”

 

20170821_0041_1920

 

… Eylül AysıZ…

 

Ay azalıyor, bu ay için, hafta sonuna doğru kıvama yaklaşacak.

 

2017 Eylül AysıZ’ı; 20 Eylül…

 

Ama öncesi, sonrası, bir hafta süren daha az Ay ışığı ile karanlık…

 

Havalar da maşaallah açık bu aralar.

 

Bir farklı algoritma var yukarda, gökyüzünde.

 

Anlaşılmaz değil. Biliniyor gibi pek çok parametre.

Hakim mevzuya insanlık.

 

Hangi yıldız nerede, hangi açısal hızla ilerliyor, yörüngesi nedir, vs…

 

En azından bize yakın olanlarla ilgili daha fazla bilgiye sahibiz.

Uzakta olanlar Irak olsalar da gönlümüzden.

 

Bazen ırak da olamıyorlar aslında. Ne kadar uzakta olduklarını varsaysalar bile, hep yakında kalıyorlar, yıldızlar.

 

Vadi’yi özledim, Anadolu’nun her vadisi önemli.

 

Anadolu’nun her karışı önemli, her bir kayası, her bir medeniyeti…

 

 

——————–

 

“özgürlük budur belki de:

Sürekli bir yersizlik;

sürüp giden bir yol…”

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

Varış III

Sayfa: 145

Metis Yayınları

 

——————–

 

Özgürlük budur belki de …

Hakan Hatay

15 Eylül 2017

Featured

24 “YENİ YER YOKTUR”

20161225_0050_1920

 

…  24. “YENİ YER YOKTUR”

… Su …

Milet’li …

 

Her şeyin temelinin meydana geldiği şey olduğunu düşünmüştür, Thales…

Miletli Thales …

Anadolulu bir filozoftur Thales,  ilk filozoflardan olduğu için felsefenin ve bilimin öncüsü olarak kabul edilir.

 

Dalgaların peşine düşmek insanı limanlara getiriyor genelde.

Haraketin Su’ya yüklediği enerji ve  onu yakalamak için yollara düşmüş bir güzel dost grubu…

 

Uzun pozlayanlar; pozlamak için, uzun mesafeleri katetmek zorunda kalıyorlar çoğu zaman.

 

Karadeniz’e olan sevdamız devam ediyor. Bu deli denizin içinde var olan aklı sezebilmek zor iş biliyoruz. Ama, seviyoruz Karadeniz’i, Kuzey’de olduğumuz her an, sanki, bir Su perisi, başka Alemlerden masallar fısıldıyor kulaklarımıza.

 

Su ile iletişim kurmak, gökyüzü ile sohbete oturup onun fısıldadığı melodiyi dinlemek çok dinlendirici bir kent insanı için.

Sadece dalgaların sesi ve rüzgarın melodisi kulaklarımızda…

 

Nasıl özlüyoruz kaosun içindeyken bu güzellikleri. Hele bu güzellikler bir de fotoğraf sunuyorsa bize, nasıl keyifli geliyor bardağımızdaki demli çay.

 

Gittiğimiz mekanda bir kenarda kuruyoruz kampı. Sandalyeler açılıyor, kamp ocağı başlıyor demlemeye çayı. Çünkü çay demlenir, ilk kural bu, sallandırılmaz.

Dem’dir fısıldayan yaşamı.

 

Thales öyle söylüyor uzaklardan kopup gelen deli dalgaların içinden yankılanan sesinde…

Kulak kabartıyoruz Anadolu’nun bu masallar alemine.

 

Arada bir Frigler’in doğa tanrısı PAN, bize inanılmaz bir flüt dinletisi sunuyor…

 

———————-

” Yeni

yer

yoktur ”

 

ORUÇ ARUOBA

Yürüme

III. Varış

Metis Yayınları

Sayfa: 144

 

———————-

Zaten yeni bir yer aramıyoruz. Anadolu’nun binlerce yıllık tarihinde, var olan her taş bize her halde gülümsüyor.

Hakan Hatay

13 Eylül 2017

 

Featured

23. “BAHÇEDEKİ SANDAL”

20160522_0111_2_CEP_1920

 

23 “BAHÇEDEKİ SANDAL”

…….

Bahçedeki Sandal …

 

Ezginin Günlüğü’nü, Ezginin Günlüğü yapan albümlerden biri.

1982 yılında kurulan grup ve 1985 yılında Seni Düşünmek ile başlayan serüven.

 

Ardından 1986’da Sabah Türküsü, 1987 Alagözlü Yar, 1988 Bahçedeki Sandal …

Sonra 1993’de İstavrit, 1994’de Doğu Türküleri ve Oyun albümleri ve devamı …

 

Bir çok albüm.

 

Bizim gençlik dönemimizin en çok üreten müzik gruplarından biri.

Müzik ve şiir algıma önemli bir katkı sağlayan bir gruptur Ezginin Günlüğü.

 

Yok, hayır korkmayın, Sunay Akın’a öykünmeyeceğim.

Bende, Ezgi’nin en derin izi sanırım; onların A.Kadir sevdası …

 

Ezgi ile tanıdım bu büyük şairi, A.Kadir’i …

Mutlu Olmak Varken diye bitirelim :

 

 

———————–

 

ÇİÇEKLERİ UMUDUMUZUN

 

Çok olun, çocuklar, çok olun,

yüzlerce olun, binlerce olun, onbinlerce.

Daha çok olun, daha çok olun,

yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun.

 

Bu dünya ne tek tek yaşamakta,

bu dünya ne rakının, ne şarabın içinde,

bu dünya ne parada, ne pulda,

ne kalleşlikte, ne zulümde.

Bu dünya aşkın içinde, alın terinde.

 

Çok olun, çocuklar, çok olun,

el ele verin, çocuklar, el ele,

yaşayın dünyayı doya doya,

açın kapıları, camları güneşe,

ne yeise kapılın, ne korkuya,

çok olun, çocuklar, çok olun,

el ele verin, çocuklar, el ele.

 

Mutlu olmak varken bu dünyada,

geceler geldi dayandı kapımıza,

olduk acımızla sarmaş dolaş,

bekledik düşümüzle koyun koyuna.

 

Çok olun, çocuklar, çok olun,

yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun,

el ele verin, çocuklar, el ele,

bütün gündüzler sizin olsun,

yaşayın dünyayı doya doya.

 

Çocuklar, çiçekleri umudumuzun.

 

A. KADİR

Çiçekleri Umudumuzun

1958, İstanbul

Kurtlara Karşı adlı kitabı

——————————————-

“Aykız”…( Sabah Türküsü albümüden )

“Ağzında bal gibi tatlı bir türkü” olan tüm dostlara selam olsun.

 

Hakan Hatay

12 Eylül 2017

Featured

22. “AHKER”

 

20170821_0091_2_1920

 

22 “Ahker” …

 

…..

 

“Harflerle üstü örtülmüş
Bir ahker olsa gerek şiir”

… Ahmet Telli’nin şiirindeki gibi.

 

İlla ki Telli düşüyor zihnime, yıldız yorgan altında yere uzanıp gökyüzünde kaybolunca.

 

“İri ahkerler ”

 

Başımda poların kapşonu, yere yatınca başım acımıyor …

 

Pantalon desen zaten kalın, onca sıcakta yaz zamanı, mecburen, gece soğuyacak ve çalı çırpı diken kaya…

 

Yazlık gidilmiyor yıldıza, yazın göbeği bile olsa, gündüz kaynasa da.

 

Gecesi var bu işin, sabahı var.

 

Bu gece Nida adlı kitabını yine okumalıyım Telli’nin.

 

Canım Ahker çekti.

 

Hakan Hatay

12 Eylül 2017

 

——————————————–

Ahker / Ahmet Telli
I/
Büyükbüyük nine alacakaranlıkta bir gölge gibi kalkıp
cezvesini, kallavi fincanını sessizce alırdı teldolaptan
Sonra cezvesini sürmek için maşasıyla külleri bir yana
itince, ahkerler belirirdi mangalda. Öyle gözgöz, öyle
kıpkızıl, bütün geceyi ısıtan iri ahkerler. Ve ben çocuk
kalbimle onları mangala düşmüş yıldızlar sanırdım.

Büyükbüyük ninem, her gece yıldızlarda pişirirdi
kahvesini.

 

II/
Harflerle üstü örtülmüş
Bir ahker olsa gerek şiir

Yine de yanar birinin canı
Kalbiyle açmakta çünkü kitabı
AHMET TELLİ

Nida

Ahker

Sayfa 54

 

——————————————–

Featured

21. BÜYÜK SİHİRBAZ’IN RENKLERİ

20130210_0005_3_1920

 

21  BÜYÜK SİHİRBAZ’IN RENKLERİ

…….

Sonra, birden,  yüzümü denize döndürdüm.

Renklerin sesini duymak ne ilginç bir algı türü.

 

Rüzgar cebine boca edip Büyük Sihirbaz’ın nefesini; bir çırpıda ulaştırınca göğün yüzüne, gözlerinde bir gülümseme yanmaya başlıyor.

 

Karanlıktan soyunan gece güne devşirirken mavi düşlerini, sessiz bir ürperti yayılıyor uyuyan kente.

 

Henüz başlamayan haraket, henüz işlemeyen yaşam, adeta denizin durgun yüzeyinde buluyor yankılanmayan sesini.

 

Susan gece; siyahın bağrından mavinin nefesine çatlamaya başlarken, Büyük Sihirbaz; “-ben buradayım !” diyor paletinin renkleri arasından gülümseyerek. “Siz farkında olmasanız da ( en azından şimdilik ) , ben buradayım ! ”.

 

Kent’in uyuyan sessiz yüzünde renklerin bu muhteşem dansında tanık olmak, ne güzel ki, herhalde sadece farkında olanlara sunuluyor, bir de sabah erken kalkabilenlere.

 

Rüzgar; gökyüzünde oluşan bulutsu gerçeküstü şöleni oluşturmanın heyecanı ile bir süre haraketine ara veriyor ve deniz de bu gösteriye yansıtan yüzeyinde oluşan farklı tonlarla katkıda bulunuyor.

 

Durgunlaşıyor sabah, gökyüzü haraketini durduruyor, deniz huzur içinde sessiz bir es veriyor belli belirsiz.

 

İşte tam o anda; Büyük Sihirbaz, gülüyor sanki, renklerin ilahi nefesinde. O An’ı kaçırmamak, o An’ın içinde olmak ile başlıyor ve her şeyden öteye taşıyor zamanı yüreğinizde.

 

Sonra, haraket başlıyor. Uyanıyor Kent. Uykusu ağır bir çocuk gibi homurdanarak, gerinerek, esneyerek başlıyor güne.

 

Tüm bu muhteşem perdeyi seyretmek, ağlamak ile gülmek arasında her türlü duyguyu yaşayabilen seyrediciye kısmet oluyor.

 

Seyreden, zihninde yankılanan tınıları deklanşörüne not almakla meşgulken bir yanda, her seferinde bambaşka bir sahneye tanık olmanın anlaşılmaz heyecanı sarıyor nefesini.

 

Sabahın temiz havası oksijen kılığında süzülürken ciğerlerine, renkler yavaş yavaş güneşin artan baskısına boyun eğiyor ve gün, o muhteşem şölenden normal haline devriliyor.

 

Üzüntü veren şu ki; o anları kaçıranlar, sanki karşılaştıkları normal gün halini tek zannediyorlar. Tek’in farkına varabilmek, ancak, o kadar kolay değil sanırım.

 

Bunun için önce, Önce’yi hissedebilmek zor bir sınav olarak sunuluyor öğrencilere. Bir de sabah erken kalkabilmek.

 

Sabah Mavisi, sanırım, bir ton tümceyi önüme serince, belki bir cümle olsun çıkar diye sarıldım harflere…

Umarım çıkmıştır, mahçup olmak istemem Mavi Sesine…

 

Hakan Hatay

11 Eylül 2017

 

 

Featured

20. “DIŞARDA DELİ DALGALAR”

20170212_0071_CEP_1920

 

20. “Dışarda Deli Dalgalar”

……… Karadeniz …

 

Özledim “deli dalgalar”ı…

Bitmeyen bir tutku Karadeniz.

 

Kuzey…

 

Polarisin ardı karanlık, koca bir kara delik gibi, Karadeniz’de…

Anadolu’da bunu bulmak çok zor, hatta olanaksız. Her yanda bir “büyük” şehir… Işık kirliliği…

 

O yüzden, öyle önemli ki benim için Karadeniz…

Yaz dönemi zor ama; yazlıkçı, sahilci, kumsalcı…

 

Ondandır sanırım biraz da yaz dönemi Anadolu’ya kaçışım.

Denizden uzağa, insandan, kalabalıktan, ışıktan …

 

Ama kış yaklaşınca, yazlık faslı bitince, kumsal, deniz faslı, Karadeniz yine bir hınzır çocuk gibi gülümser…

 

Karadeniz’siz olmaz. Ona uzak olmaz…

İstanbul’da yaşamanın tek avantajı bu herhalde, Ankara ve İzmir düşünüldüğünde…

Karadeniz’e yakın olmak…

 

Karadeniz, özledim seni. Az kaldı ayrılık.

 

Okullar açılır açılmaz sendeyim …

Dağıt kalabalıklarını, rüzgarınla…

 

Sana yakın olmak ne güzel Karadeniz…

Hakan Hatay

10 Eylül 2017

Featured

19. “Eppur Si Muove” – II

foto_01

19. “Eppur Si Muove” – II

————–

Digital Photoline Dergisi’nin Ağustos – Eylül / 2017 sayısında yayınlanan yazım.

—————

Yıldız Döngüsü denilince aklıma ilk olarak 2 temel teknik geliyor. Haydi yazı dizimizin bu bölümüne gelin onlardan bahsedelim:

 

1) Tek karede uzun süreli pozlama.

2) Çoklu çekim ile  pozlama.

 

Bu iki teknikle de yıldız döngüsü sonucuna ulaşabilirsiniz.

 

1) TEK KAREDE UZUN SÜRELİ POZLAMA: Eskiden filmli makinaları kullanırken pil ile ilgili sorunumuz olmazdı. Analog fotograf makinaları çok az pil tükettikleri için, çok uzun süreli pozlamalarda bile pil derdi yaşamazdık. ( 6-8 Saatlik pozlamalardan bahsediyorum )

 

Oysa digital makinalar hayatımıza dahil olalı beri, özellikle uzun pozlama konusunda aynı zamanda bir de pil sorunu önümüze çıktı. Çünkü günümüzün digital makinaları her şeyi enerji ile yapıyorlar ve sürekli pil tüketiyorlar.

 

Bu nedenle film kullanan analog fotograf makinalar ile kolaylıkla yapılabilen 6-8 saatlik yıldız pozlamaları, günümüzde digital fotograf makinaları ile olası değildir.

 

Yani tek karede uzun süreli pozlama ile yıldız döngüsü fotografı üretmek istiyorsak, digital fotograf makinamızın pilinin bitme süresi ile kısıtlıyız.

 

Bu durum ilk önemli dezavantaj, bu tekniği kullanacaklar için.

 

İkinci önemli dezavantaj varolan ışık kirliliği ve çekim esnasında kadrajımıza istenmeyen bir ışığın dahil olması ( araba farı, el feneri vs ) durumlarıdır.

 

Işık kirliliğinin çok artması nedeniyle, neredeyse tamamen karanlık alan hiç bulamıyoruz. Aynı zamanda örneğin bir saatlik bir pozlama yaptığımızda, istenmeyen bir fenerin veya uzun araba farının makinamıza direkt müdahalesi tüm o 2 saatlik süreci kaybetmemiz demek oluyor.

 

Bu nedenle günümüz digital makina kullanıcıları artık yıldız döngüsü karelerini nadiren tek karede uzun pozlayarak gerçekleştiriyorlar.

 

2) ÇOKLU ÇEKİM İLE POZLAMA:

 

İkinci yöntem, ki pek çok yıldız döngüsü karesi çalışan daha çok bu yöntemi seçiyor, çok sayıda  pozlamalar yaparak bunları Ps veya Lr gibi fotoğraf işleme programlarıyla veya sadece bu iş için üretilmiş özel eklentilerle gerçekleştirmek.

 

Peki bu çoklu çekimin avantajları neler?

 

Biraz evvel de bahsettiğim gibi, öncelikle ışık kirliliğinin yaratacağı etkiyi minimal düzeye çekebiliyorsunuz bu yöntem ile.

 

İkinci olarak bize sağladığı temel avantaj, çalıştığımız karenin Punctum’unu setin sonuna doğru istediğimiz gibi aydınlatabiliyoruz.

 

Üçüncü olarak, özellikle bulut miktarının fazlaca olacağı gökyüzü koşullarında sette çalışacağımız sayıyı arttırarak döngü sayısını daha kabul edilebilir bir duruma getirebiliyoruz.

 

Dördüncü ve son olarak diyelim, bu çalışmadan sonra evde bir çeşit Time Lapse çalışması yapabilecek veriye sahip oluyoruz bu yöntem ile. Yani sonuç fotografın yanı sıra küçük bir video çalışması da üretebiliyoruz.

 

Tabi bu avantajların yanında, çekim alanında işimiz biraz daha itina ile kotarılması gereken bir hale geliyor.

 

Nasıl yapıyoruzu anlatırken bu konuya değineceğim.

 

Aslında her iki çekim tekniği ile de bir yıldız döngüsü karesi oluşturabilirsiniz.

 

Birinci yöntem ile daha düşük İSO’da ve uzun pozlama gürültü giderme açık olarak bir saat, pil durumuna göre bir buçuk saatlik pozlamalara ulaşabiliyoruz. Görüntü kalitesi fena olmuyor bu şekilde. Ancak aynı işi Analog Makinalar ile 6-7 saatlik pozlamalar ile yapardık eskiden. ( Fotoğrafı Efes Antik Kentinde Analog Makina ile 6 saatlik bir pozlama yaparak çalıştım. )  Bir saatlik yıldız döngü pozlaması ( tek karede ) yeterli döngüyü oluşturamıyor.

 

Ancak ikinci yöntem ile, çoklu pozlama ile, aynı sürede çok daha etkili döngü kareleri oluşturabiliyoruz. Çalışılan ham kareler ile evimizde ekran başında çok daha fazla müdahale şansına sahip oluyoruz. Sonuçta üreteceğimiz döngü karesi tekli çekim’e göre daha etkili olabiliyor.

 

Elbette seçim sizin. İçinde bulunacağınız koşullar, donanımınızın durumu, özellikle yanınızda bulunan yedek bataryalarınızın performansı gibi pek çok etken sahada doğru karar vermenizi sağlayacaktır. ( Çoklu pozlamalarda yedek bataryayı devreye sokarak pozlamaya devam edebiliyorsunuz )

 

Her zaman olduğu gibi; en doğrusu yoktur, o an içinde bulunduğunuz duruma göre sizin için en doğrusu vardır. Bu karar da sahada çalıştıkça, hatalar yaptıkça zihninizde şekillenecektir.

 

Önümüzdeki sayıda nasıl çekmeliyiz? konusuna odaklanacağım.

 

Hakan Hatay

Temmuz 2017

Featured

18 . “Eppur Si Muove” – I

 

 

foto_02.jpg

 

18 “Eppur Si Muove” – I

————–

Digital Photoline Dergisi’nin Haziran-Temmuz / 2017 sayısında yayınlanan yazım.

—————

 

Dönüyorlar; milyarlarca yıldır, hiç durmadan.

 

Tüm varolan.

 

İnanılmaz bir İz bu, bakınca insana heyecan veren.

 

Yaşamın izi gibi, var olanın, olmaya devam edenin, hep olduğu halde hiç olmadığı zannedilenin.

 

Yıldız döngüsü için her yola çıktığımda sesim kamaşıyor, farklı bir boyuta geçiyorum, farklı bir Âlem’e

 

Var olduğunu bildiğim ama hiç bir zaman ulaşamayacağım bir düzlemde, kendimi resim yapıyormuş gibi hissediyorum yıldız döngüsü serüveninde.

 

Astronomik planlama, meteo-bulut çalışması, nem durumu, rüzgar, ay durumu, vs. gibi önemli detayları içeren ön çalışma inanılmaz mutluluk  veriyor bana nedense.

 

İçinde yaşanılan yüzlerce stress odağından uzaklaşıp, O Âlem’e demir atıyorum.

 

Bu yazı dizimde sizlere Yıldız Döngüsü ( Star Trail Photography ) çekim tekniğini paylaşacağım. Öncelikle işin başından başlayalım isterseniz.

 

Gerekli Ekipmanlar:

 

1) Sağlam ( hafif olmayan ) tripod ile makina ve objektifinizi en az 1,5 – 2 saat haraketsiz aynı kadrajda tutabilecek bir tripod kafası.

2) Geniş açı objektif.

3)  UV filtre

4) Timer’lı kablo deklanşör

5) Yedek pil. Muhakkak tam dolu yedek makina bataryası, mümkünse orjinal ( yan sanayi değil )

6) Dinamik Aralığı iyi olan bir fotograf makinası. ( Sensorünün Full Frame olması tercih edilir )

 

ÖN HAZIRLIK

Yıldız serüvenine gitmeden evvel bazı ön hazırlık aşamalarını yaşamak, gerekli planlamayı doğru yapmak gereklidir.

 

AY DURUMU

 

Öncelikle Ay durumu bizim için önemlidir. Ay’ın çok parlak olduğu dönemlerde yıldız fotoğrafı çalışmak çok etkili olmayan karelere ulaşmamızı sağlar.

 

Unutmamamız gereken şey gökyüzünün mümkün olduğunca karanlık olduğu dönemler en uygun zaman dilimleridir. Gün battıktan sonra gökyüzünü tek aydınlatan Ay’dır. Bu nedenle Ay’ın sönük olduğu Yeni Ay, ilk Dördün ve Son Dördün evreleri en uygun zaman dilimleridir. Dolunay ise en parlak olan zaman olduğu için Yıldız Döngüsü konusunda en az işimize yarayan evredir.

 

Bunun yanında, Ay’ın henüz doğmamış olduğu zamanlarda da yıldız döngüsü çalışılabilir.

 

Tavsiyem öncelikle bir Ayın Evreleri ile ilgili takvimi edinmenizdir.

 

https://www.vercalendario.info/en/moon/northern_hemisphere-year-calendar-2017.html

 

 

METEOROLOJİ – BULUT/NEM DURUMU

 

Artık meteoroloji ile ilgili oldukça başarılı siteler mevcut. Ben kendi adıma şu linki kullanıyorum:

 

https://www.wunderground.com

 

Ay durumuna göre planladığım rota için hava durumuna buradan bakıyorum.

 

Ancak şunu da söylemeliyim, hiçbir web sitesi size tam doğru hava durumunu veremez. Asıl olan mekanda olmak ve o anda gökyüzünde yaşanılanlara şahit olmaktır.

 

Yani bazen bir döngü fotografı için web siteleri meteo kötü olacak dese bile gittiğimiz ve döngü çıkarttığımız oluyor. Ama elbette hiç çalışamama riski de var kötü havalarda.

 

Nem konusu da önemlidir. Yüksek nem olunca devamlı objektifimizin önünde birikecek buğuyu silmemiz gerekiyor, bu da çekim çalışması sırasında hem makinayı titretme riskini doğuruyor hem de bizi biraz yoruyor.

 

SICAKLIK DURUMU

 

Yıldız Döngüsü yapacağınız yerde havanın soğuk olması işinize yarar. Sensörün doğal olarak soğutulması bu da az da olsa sıcaklıktan oluşacak noise ( gürültü ) miktarının azalmasına neden olur. Tek sorun siz üşürsünüz biraz.

 

Önümüzdeki sayıda Yıldız Döngüsü çekimi ile ilgili tecrübelerimi paylaşmaya başlayacağım.

 

Hakan Hatay

Mayıs 2017

Featured

17. ” MYTHE”

20170819_0007_1_1920

 

17 ” MYTHE”

—————

MYTHE —

 

Artık beni kimse yalnız bırakamaz.

 

Özdemir Asaf

Sen Sen Sen

1956

—————–

 

Zor … Üstadın uçtuğu yüksekliğe çıkabilmek zor.

Çıksan da, orada kalabilmek zor.

 

 

—————–

ZORU

 

Bir gün,

Herkes kendi bahçesine, derlerse…

Hazır mısınız ?

 

Özdemir Asaf

Bir Kapı Önünde

1957

—————–

 

Asaf başka bir adam. Süreya’dan farklı bir boyut. Benziyorlar bir taraftan ama çok farklılar ötekinden.

 

——————

BİLİ

Kime sorsan,

Evinde bir oda eksik.

 

Özdemir Asaf

Bir Kapı Önünde

1957

——————

 

Şiir böyle bir serüven. Yollara düşüp fotoğraf çalışmaya benzemiyor.

Hiç bir kadraj, o iki üç mısrada kurabileceğin metafor kadar yaşamsal değil bence.

 

Şöyle bir durum olası belki de; Kadraj, Şiir’e dönüşmez ama, Şiir zihne oturursa, belki, Kadraj’a bir yol açar…

 

 

———————

LAVINIA

 

Sana gitme demeyeceğim.

Üşüyorsun ceketimi al.

Günün en güzel saatleri bunlar.

Yanımda kal.

 

Sana gitme demeyeceğim.

Gene de sen bilirsin.

Yalanlar isteyorsan yalanlar söyleyeyim.

İncinirsin.

 

Sana gitme demeyeceğim,

Ama gitme, Lavinia.

Adını gizleyeceğim

Sen de bilme, Lavinia.

 

Özdemir Asaf

Bir Kapı Önünde

1957

———————-

 

Asaf başka. Söylenebilecek Söz yok bence.

Sadece okunur ve bir gülümseme yayılır insanın yüreğinde.

 

O çok sıcak havada esen bir serin meltem gibi, ferahlatır …

 

Hakan Hatay

08 Eylül 2017

Featured

16. “DÜNYA KAÇTI GÖZÜME”

20170823_0111_1920

 

16″Dünya Kaçtı Gözüme”

———————–

YAKIN

Bir ışık düşerse üstüne basma.
Daha yakınlaşır, korkarsın.
Bir leke, silmeye – gör,
Leke kalır, sen çıkarsın.

Bir gölge, nereye gider.
Gözlerince gider, bakarsın.
Bakarsın girer gözlerinden.
Leke onun peşinden, bakarsın.

.
Bır ışık düşerse üstüne basma,
Gözlerine basarsın.

 

1955

Özdemir Asaf

Dünya Kaçtı Gözüme

“Dünya Kaçtı Gözüme (1955)”, Özdemir Asaf’ın şiir türünde kaleme aldığı ilk eseridir.

———————————————

 

“Bir ışık düşerse üstüne basma” … Üstad, 1955 yılında bize fısıldamış …

 

Şairleri anlamak için ya ressam ya fotoğrafçı mı olmalı, daha iyi anlamak için diyelim…

 

Senelerce şiir okudum ben, hala da okuyorum. ( Şiir okuma sadece aşık olmakla ilgili değil benim bünyede )

 

Ama ışığa hayranlığımın arttığı, özenimin geliştiği, algılarımın tayfının genişlediği fotoğraf serüvenine düştüğümden beri, ışığa olan sevdam gerçekten farklı bir boyuta geldi.

 

Senelerce şiir ile ilgilendim evet ama, fotoğraf ile içli dışlı olduğumdan beri, şairleri çok daha iyi anladığıma inanıyorum.

 

 

” Bir ışık düşerse üstüne basma,

Gözlerine basarsın”

 

diyor Üstad, Asaf, üzerine bir şey demeye gerek var mı ?

 

Genelde Şiir, kişinin aşık olma eğilimi ile paralel bir ilgi türüdür. Aşık olan şair olur. Bu nedenle sen de mi şair oldun … şeklinde başlayan “atasözümüz” yıllardan beri dilden dile dolaşmıştır.

 

Ama sonra, aşk eylemi sonuca ulaştığında ( nasıl oluyorsa bilmiyorum ) ya da kesintiye uğradığında, genelde, bünyeler dışlar şiiri, unutur, yok farz eder.

 

Sadece aşkın veya ardından gelen melankolinin peşine düşünce akla geliyorsa Şiir, bünye pek şiiri ciddiye almıyor demektir.

 

Şair ise bambaşka, Şiir’in ötesinde bir kavram sanırım.

 

Özellikle ODTÜ yıllarımda, ODTÜ Bahar Festivali sayesinde benim için önemli olan pek çok şairle yüz yüze gelebilme, aynı masada çay içebilme mutluluğuna erişmiş biri olarak söylüyorum; onları anlamak, şiirlerini algılamak, söylediklerini hissedebilmek tutkusu çok uzun zaman aldı. Aslında almış demeliyim. Çünkü daha yıllar önce ben bu güzel insanları sonuna kadar anladığımı, şiirlerine vakıf olduğumu zannediyordum.

 

Ta ki, fotoğraf ile uzun bir yolculuğa çıkana kadar.

“Şimdi de anlıyorsun da be …” diyebilirsiniz.

 

Fotoğraf eğitmenliği yapmaya başladığımdan beri renkleri ve beyaz dengesini Üstad ile anlatmayı severim :

 

—————————————

JÜRİ

Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu,

birinciliği beyaza verdiler.

 

Özdemir Asaf

Dünya Kaçtı Gözüme

1955

————————————-

 

Özdemir Asaf başkadır, önemlidir, şairdir…

 

Bence Oğuz Atay’ın başka bir yansımasıdır, çok daha az hece ile zirveye çıkan.

 

Özdemir Asaf; Özdemir Asaf’dır, öteye söz gerekmez.

 

Haddime değil ama, tavsiye ederim…

 

Hakan Hatay

07 Eylül 2017

 

6-7 Eylül acısıyla…

 

 

 

MERAKLISINA :

ÖZDEMİR ASAF

 

Dünya Kaçtı Gözüme (1955)

Diğer Eserleri

Şiir

  1. Sen Sen Sen (1956)
  2. Bir Kapı Önünde (1957)
  3. Yumuşaklıklar Değil (1962)
  4. Nasılsın (1970)
  5. Çiçekleri Yemeyin (1975)
  6. Ben Değildim (1978)
  7. Bugün ve Bugün (Yayımlanmamış şiirler 1984)
  8. Benden Sonra Mutluluk (Yayımlanmamış şiirler)
  9. Çiçek Senfonisi (Toplu şiirler, 2008)
  10. Sen Bana Bakma, Ben Senin Baktığın Yönde Olurum (Kendi sesinden şiirler, 2012)
  11. Yalnızlığa Övgü (Yalnızlık Paylaşılmaz)

Etika

  1. Yuvarlağın Köşeleri  (1961)
  2. Yuvarlağın Köşeleri-2 (Ölümünden sonra, 1988)

Öykü

  1. Dün Yağmur Yağacak (Ölümünden sonra, 1987)

Otokopi, Deneme

  1. Özdemir Asaf’ça (Ölümünden sonra, 1988)

Çevirdiği Kitaplar

  1. Reading Zindanı Balladı “Oscar Wilde” (1968)

 

Featured

15. “KIRIK HAVA” MEVSİMİ

20170819_0039_1920

15 – “KIRIK HAVA” MEVSİMİ

 

….. Hüsnü Arkan’ın son albümü … KIRIK HAVA …

 

Rubato ilginç bu albümde… Hüsnü’nün albümünden evvel tanımıştım bu grubu aslında…

 

Hüsnü zaten farklı, sesindeki tını bir anlatılmaz.

Ezginin Günlüğü’nde alıştık O’na belki ama, Solo Hüsnü Arkan daha başka.

Kırık Hava … Albümün bence 2 önemli süprizi var.

 

Yok Birsen süpriz sayılmaz, o aileden…

 

İlk önemli süpriz Rubato …

Rubato başka bir serüven. Çok devam edemeyebilirsiniz, ters gelebilir kendi albümleri.

Ben, Bir ve İki isimli Rubato albümlerini aldım. Biraz zorlandım açıkçası, uyum sağlamak için.

 

Kötü demiyorum. Zor ve farklı diyorum.

Dem’e bıraktım. O serüvene sonra yine başlayacağım.

 

Ama, Kırık Hava ‘ya çok yakışmış Rubato … Zaten şarkının düzenlemesini de Rubato grubunun üyeleri yapmış.

 

Şarkıya düet yapan Rubato’nun solisti Özer Arkun…

Başka bir durak katmış var olanlara.

 

Bir stop artmış melodi.

Bir de Çello çalmış Özer Arkun Kırık Hava’da…

 

İkinci bölümünde şarkının, Özer Arkun’un şarkıya girişi çok etkiliyor beni.

Sesinin tınısı başka bir yıldız kümesini döndürüyor gibi.

 

Ya ikinci süpriz diyeceksiniz biliyorum.

İkinci süpriz Gönül Yarası’nda…

 

Üçüncü şarkısı albümün.

Söz Müzik Hüsnü Arkan’a ait yine…

 

Cem Adrian ile düet yapıyorlar.

Hayır süpriz Cem Adrian değil bana göre. Bir cümle var şarkıda… Süpriz; o cümle…

 

Söylemek olmaz … Dinlemek gerek bence… Merak eden dinler 🙂

🙂

 

Evet başladı Kırık Hava mevsimi.

Uzun pozlama …

Nasıl yakışıyorlar bence…

 

Hakan Hatay

06 Eylül 2017