Featured

81. VADİ SEVDASI – II –

dongu_3_gun_amiral_1_1920

…. ki yanında bir araba durdu …

 

Başını kaldırıp duran arabaya baktı. Sağ ön kapı açıldı. Selam verdi duran arabaya, yerinden kalkıp arabanın yanına yürüdü.

 

Geçen sene Ekim ayında yine bu civarda yıldız çekiminde şezlongunu açmış makinelerinin perde sesi eşliğinde Polaris’i seyrederken gecenin bir vakti, yine bir araba durmuştu ileride bir yerde. Emektarı mecburen bıraktığı yol kenarından içe giren biz düzlüğün yanına yanaşmıştı  araba. Belli bir süre sonra haraket etmeyip orada kalınca, mecburen yine yerinden kalkmış, o alana dek yürümüştü.

 

“- Selamın aleyküm…”

 

Karanlığa doğru selam ile yanışmıştı yine.

 

“-Ve aleyküm selam” gelmişti karşıdan.

 

İki kişiydiler, birisi biraz geride duruyor ve elinde muhtemelen tüfek tutuyordu.

 

Diğeri sözü ele aldı:

 

“-Bu araba senin mi? “

 

Karanlıkta yolun kenarına park edilmiş emektar Kara Şimşek’i gösteriyordu.

 

“-Evet benim arabam”

 

“- Hayırdır? Gece vakti ne yapıyorsun burada? Yalnız mısın?”

 

” – Hayır yalnız değilim, ilerde bir arkadaşım daha var, ilerdeki şezlongları gösterdi. Yıldız fotoğrafçısıyız, Vadi’de çalışıyoruz, fotoğraf makinalarımız ilerde”

 

“-Siz kimsiniz?”

 

” Ben yakındaki köyün muhtarıyım…”

 

Bu şekilde devam etmişti sohbet. Arkada tüfek ile duran diğer kişi de ortamın yumuşaması ve sorun olmadığının anlaşılması nedeniyle ortaya çıkmıştı.

 

Karanlık; insanın zihninde pek çok seneryonun oluşmasına neden oluyor, daha korumacı ve daha şüpheci bir tavırla etrafına bakmasına neden oluyordu. Saha bana bunu öğretmişti.

 

Evet, şimdi yanımda duran arabanın içinde geçen sene bu sohbeti yaptığımız muhtar abi vardı. Hemen hatırladı beni. Artık Vadi’ye o denli gidip geliyordum ki, tanışık olduğum insan sayısı her geçen sefer artıyordu.

 

Bir coğrafyanın seni tanıması senin onu anlaman için ilk gerekliliktir…

 

Eskimelisin orada, demlenmeli mekan algın.

 

Seyahate değil, ona gitmelisin. Görmeye değil anlamaya, duymaya değil dinlemeye…

 

Yıldız fotoğrafı uğruna gecelerce sahada geçirdiğim zaman bana bunu öğretmişti.

 

İnsanı tanımak için ona gidemeyen ben, sahayı tanımak için ne çok emek veriyordum.

 

Anlamsız, haklısınız, ama öyle.

 

Hakan Hatay

11 Kasım 2018

 

Advertisements
Featured

80. VADİ SEVDASI – I –

dongu_2_gun_2_1920

Frig Vadisi – Phrygian Valley
Anadolu, Türkiye – Anatolia, Turkey

2018, Kasım
Pozlama Süresi: 342 dakika ( 5 saat 42 dakika )

Exposure time: 342 minutes ( 5 hours 42 minutes )
Hakan Hatay

 

Makinaları şu anda ekin olmayan boş tarlanın iki farklı noktasına yerleştirmişti mavi saatler başlamadan.

 

Güneş batış moduna girmiş, batı yönü muhteşem bir kızıllığa evrilmeye başlamıştı.Tripodları yine her zamanki gibi büyük bir özenle yere neredeyse sabitlemiş, artık erken maviden bir tık ileri zamanı beklemeye koyulmuştu.

 

Tarlanın neredeyse ortasına kadar açılmış, yoldan uzaklaşmıştı. Kış döneminin en büyük avantajı buydu. Normalde yaz dönemi buradayken her yer ekinler ile dolu olduğu için tarlaların içine yürümek mümkün olmuyordu. Çiftçilerin onca emek vererek bu boya getirdikleri ürünlere zarar vermek mümkün değildi elbette. Ancak tarlaların kenarlarına kurabiliyordu tripodunu böyle zamanlarda. Oysa şimdi koca tarlalar bomboşdu, her yer onundu adeta.

 

“-Kış dönemi Yıldız Serüveni’ni bir başka seviyorum” diye geçirdi içinden.

 

Kara Şimşek ‘in (emektar arabası ) yanına gelince önce bir türk kahvemi içeyim diye geçirdi içinden. Afyon merkezdeki eski İkbal Lokantası’nda sağlam bir öğle–ön akşam yemeğinin üzerinden 2 saatten fazla geçmişti. Yemek bitince kronometresini çalıştırmıştı yine, oradan biliyordu 2 saatin geçtiğini. İki saat geçmeden ( sindirim bitmeden) çay-kahve-sütlü vs hepsi yasaktı. Kanındaki demiri arttırması gerekiyordu,ki İkbal’de ona demir sağlayacak çok güzel şeyler yemişti. ( Çok fazla kan vermişti Kızılay’a bu nedenle demir eksikliği baş göstermişti. Ama bayağı iyi noktalara taşımıştı demir oranını yeniden bu kronometre taktiğiyle. )

 

Şezlongunu açtı, piknik tüpünü, cezveyi, Manda Batmaz türk kahvesini ve bardakları çıkarttı.

 

Henüz Kasım soğuğu tam olarak başlamamıştı.

 

Bir kaç saate üst üste giyinmeye başlayacaktı. Anadolu bu, rakım en az 1000 mt.

 

“- Birazdan ısırmaya başlar hava, eli kulağında.” diye mırıldandı kendi kendine.

 

Cep telefonundaki internet bir diş çekiyordu zaman zaman. Kahvesini pişirdikten sonra cep telefonundan gelen mesajlara bakmaya başlamıştı ki yanında bir araba durdu …

 

Hakan Hatay

09 Kasım 2018

 

 

 

Featured

79. SEMAVER ÖYKÜLERİ – IV –

20180809_057_CEP_2_1920

 

VII.

“- Salih dayı, bu akşam üst açmada olacağım. Gerekli izinleri aldım, sabaha kadar Samanyolu Fotoğrafı çalışacağım.”

 

Gülümsedi… Salih dayı bir tepki vermemişti. Muhtemelen söylenenin ne anlama geldiğini tartıyordu zihninde. O yaz Boston Üniversitesi’nin bir Orta Tunç Çağı Kazısı’nda fotoğrafçı olmuştu. Yaklaşık bir aydır arkeolojik kazı sahasındaydı, Kazı Evi’nde kalıyordu, daha da bir ay daha ortalama kırk derece sıcaklıkta yapılan kazıda o açma senin bu açma benim koşturacaktı.

 

Bayram gelmiş, kazı ekibi tatile çıkmıştı. O mekandaydı. Bayram izni tam Ay’ın olmadığı zamana denk gelmişti. Bir veya iki akşam kazının açmalarında üniversite için yıldız fotoğrafı çalışacak sonra yakın coğrafyalara kendi çalışmaları için gidecekti.

 

Daha yeni almıştı sahayı Salih dayı diğer bekçiden, iki gece bekçisi on ikişer saatlik mesailerini aralarında planlıyorlardı. Kazının olduğu günler uzunca bir süre sahada kazı ekibi olduğu için mekanın bekçilerinin mesaisi kısalıyordu. Bayram gelmişti ancak. Sadece onlar vardı mekanda ve gece yıldız fotoğrafı çalışacaksa, Salih dayı yoldaşı olacaktı.

 

“— Şimdi, bu Samanyolu’nu ben de görebilecek miyim? “

 

Merakla bakan gözlerine baktı Salih Dayı’nın …

 

“- Elbette göreceksin. Bu geceden itibaren gökyüzüne bir başka bakacaksın, her gördüğünü aynı yıldız zannetmeyeceksin. Anlatacağım hepsini sana Salih dayı, merak etme.”

 

Evden getirdiği çıkınını açtı yere Salih dayı. O da kazı evinde demlediği ve sonra termosuna doldurduğu çayı döktü bardaklara. Yanında getirdiği bisküvileri koydu yer sofrasına ve meyvaları.

 

“— Nasıl oluyor bu Samanyolu? Biz senelerdir bakarız bu gökyüzüne, hepsi yıldız, ne yolu ?”

 

Gülümsedi.

 

“- Haklısın. Hava kararana kadar ben sana bir kaç fotoğrafımı göstereyim telefondan, hafızasında vardır. Bir masal alemi gibi, inciler dizilmiş gökyüzünde.”

 

Heyecan ile baktı gösterdiği samanyolu fotoğraflarına.

 

“— Oyyy, kurban olduğum, sen ne büyüksün Allahım. Bunlar nasıl duruyorlar bir arada?”

 

Salih dayı, muhtemelen ilk kez görmüştü, ilk kez farkına varmıştı Samanyolu Galaksisi’nin. Muhtemelen bu geceden sonra, daha farklı bakacaktı gökyüzüne.

 

Çaylar yenilendi, börekler yenildi, meyvalar yıkandı.

 

Arkeolojik açmanın tam kenarında kurmuşlardı sofralarını.

 

Önlerindeki açmada dört bin senelik bir geçmiş, üstlerindeki yıldızlarda milyonlarca yıllık geçmişe göz kırpıyordu adeta.

 

Fotoğraf hangi dalda olursa olsun böyle farklı bir yaklaşım şekliydi yaşama, farklı bir algılama biçimi. Fotoğrafa gönül verenler de bu belki de anlamsız detayların, görüntülerin, ifadelerin, anların peşine düşen avcılardı. İnsanlığın on binlerce yıl devam eden  Avcı Toplayıcı mirası muhtemelen bin sekizyüzlü yıllardan beri fotoğrafçılara kalmıştı. Yaşamın avcıları ve toplayıcılarıydılar fotoğrafçılar, büyük bir özenle ışığın çizdiği bu yolda devam ediyorlardı avlamaya ve toplamaya…

 

O gece sabaha dek üç farklı arkeolojik kazı açmasının kenarında zeminde var olan yaklaşık dört bin yıllık kalıntılarla yıldızları birleştirdiler beraber. Dört bin yıl evvelden açılan kapıdan yıldızlara giden yola çıkmak inanılmaz bir duyguydu gerçekten.

 

Asur’dan gelen tüccarlara selam etti.

 

Salih dayı yavaş yavaş toparlandı.

 

“— Ben alanı gezeceğim. Alt köyden gelen bir çoban var bazen koyunlarını bizim kazı alanına sokuyor, kalıntılara zarar vermesinler.”

 

“- Tamamdır Salih dayı, ben çalışmamı bitirir dönerim Kazı Evi’ne, haydi kolay gelsin, iyi mesailer.”

 

Avlamaya ve avladıklarını heybesine toplamaya devam etti yıldızlardan, sabaha kadar, o bildiğimiz en büyük yıldız doğana dek.

 

Hakan Hatay

 

Haziran 2016

Featured

78. SEMAVER ÖYKÜLERİ – III –

20180810_049_3_1920

VI.

“- Düne nazaran bu akşam daha bulutsuz, daha açık olacakmış gibi bir his var içimde…”

 

Sesli konuşurken kendisiyle, önünde bulunan tripodunu üzerinde bulunduğu eğimli araziye sabitlemekle meşguldü. Bir evvelki akşam hava gerçekten kapanmış ve bu nedenle uzun süre pozlamasına rağmen istediği hacim ve renkte döngü çizgilerine vakıf olamamıştı, biliyordu.

 

Nihayet tripodunu istediği ölçüde toprağa sabitlemeyi başardı, ardından aşağıya emektar Kara Şimşek’in yanına indi.

 

Aynı mekandaydı aslında. Dün akşam kampı kurduğu ağacın altında bagajdan semaveri, ilerleyen saatlerde içeceği kahve için cezvesini, Manda Batmaz Türk Kahvesi’ni, kamp ocağını, bardağını, çakmağı ve yanında getirdiği o sihirli çay harmanını uygun bir alana dizdi.

 

“- Oğuz Ali’nin kulakları çınlasın, onunla fotoğrafa gide gide titiz bir insan oldum galiba” diyerek gülümsedi.

 

Yıldız fotoğrafının sanki bir gerekliliği vardı. Mekanı fazla değiştirmeni sevmezdi yıldızlar. Mekanı tanımak, gittiğinde sana merhaba diyen sesi duymak önemliydi. Kolay mı tüm gece sabaha kadar sana sahip çıkacaktı mekan. Bu nedenle ona yabancı olmanı istemezdi. Seni tanımak, huylarını bilmek duyarlılığını ölçmek isterdi adeta.

 

İki temel iş vardı önünde ki birincisini neredeyse halletmişti. Hemen işe koyulduğu ilk hamle döngü için kullanacağı tripodunu kadrajı kurmayı planladığı yere hakkıyla sabitlemek, kadrajı ayarlamak ve netlemeyi daha ışık varken yapmaktı.

 

İkinci işi ise Samanyolu çalışması için kurmayı planladığı kadrajları ışık varken keşfetmeli ve gece karanlığa geçmeden kafasına üzerinde çalışacağı coğrafyanın ana hatlarını çizmeliydi. Şaka değildi bu, karanlık ve kimsenin olmadığı bir büyük coğrafyada kendi başına onca ekipman ile yürüyecek, kadrajlar çalışacak ve saatler sonra geri dönecekti. En ufacık bir yön sapması dönüş yolunda hiç bilmediği gereksiz yerlere sürüklenmesine sebep olabilirdi. Çalışmak, pratik yapmak, mekanı tanımak, kadrajı kurmaktan da, fotoğrafı çekmekten de önemliydi yıldız fotoğrafında. Elinde pusulası mekanı arşınladı gündüz gözüyle.

 

Yaklaşık bir saate varan arazi keşif çalışması sayesinde mekanın üzerinde dolaşmayı planladığı güney – güney batı yönünde önemli alanlarına dair kaba taslak haritayı kafasına çizmişti. Artık geri dönmeliydi, altın saatler yaklaşıyordu ardından da en sevdiği; mavi saatler…

 

Kara Şimşek’in yanına döndü. Ocağı yaktı, semaveri soğuk su ile doldurup, demleyeceği çayını özenle döktü soğuk suyun üzerine demlikte.. Yaz dönemi en ufacık bir hata yangın getirirdi, bu konuya özel önem veriyordu, bagajda iki büyük yangın söndürme tüpü olurdu her zaman.

 

“- Demlenince şöyle bir keyif ile bir bardak içer geri kalanını termosuma koyar döngü başlayana kadar tripodumun başında beklerken keyife devam ederim.” diye mırıldandı.

 

Çay keyfi yaparken Mavi Saatler’in kıvamını beklemekten daha huzur verici ne olabilirdi ki onun için.

 

Köyün Delisi’nin onun hakkında ” – Yansımasını arayan adam” sözü aklına geldi, gülümsedi.

 

Bir selam gönderdi Kybele’nin sesine yükleyip.

 

Altın saatlere varmadan bitirdi çayını, semaverde kalan kısmını termosa doldurup tripodu sabitlediği tepeye tırmanışa geçti.

 

Döngüyü başlatana dek çayını yudumladı. Venüs ve Jupiter’in doğuşunun ardından yavaş yavaş çalışmaya başladı.

 

Döngünün ilk karesi çok önemliydi. Mavi kıvama gelmeden başlamak boşuna pil kaybıydı, hiç sevmezdi bunu. Ne erken ne de geç kalmalıydı döngünün başlangıcı için…

 

Vira bismillah, maviye yolculuk, ardından yıldız denizine …

 

Hakan Hatay

Ağustos AysıZ 2018

Featured

77. SEMAVER ÖYKÜLERİ – II –

dongu_1_2_1920

V.

“- Temmuz 2018 AysıZ’ ının ardından devam eden Ay’lı dönemin bitişini yine bir yıldız sevdalısı olarak büyük bir heyecan ile bekliyorum.

Dolunay’da Kanlı Ay Tutulması ile sükse yapan Ay; yavaş yavaş temmuz sonuna doğru azalmaya başladı,  bu küçülme ve geç saatte doğma süreci Ağustos başında da devam ediyor normal rutin olarak.

11 Ağustos 2018 AysıZ gece olacak, yani tüm gece Ay’ın olmayacağı karanlık yıldız geçidi Samanyolu Galaksisi’ne içerden bir pencere açacak, Kuzey Yarımküre’de yaşayanlar için.

Elbette AysıZ gece’nin önü ve arkası ay ışığının çok azaldığı ve biz yıldız sevdalılarına gülümseyen zaman dilimidir. “

 

Büyük bir tutku ile anlatıyordu. Karşısındaki kişinin keyif alıp almaması önemli değildi onun için sanırım. Dinlemesini bilmeyen bir ‘anlatıcı’ dedim içimden …

 

” — Sıkıcı bir kişiliksin. Uzaktan sohbet edilebir olduğuna kanaat getirmiştim. Hatta bir dersini İFSAK’ta aralık olan sınıf kapısından kısa bir süre dinlemiş, bir insan bu denli tutkulu nasıl olur diye kendime sormuştum. Ders anlatırken içinde olan sevdayı öylesine etrafına saçabiliyordun ki, inanamamıştım…”

 

“- Kötü bir şey mi söyledin, yoksa iyi bir şey mi anlamadım ama, teşekkür ederim her ihtimalde.” dedi gülümseyerek. Çayından ilk yudumu aldı, gözleri kısıldı biraz. Koydu masaya bir yudum aldığı bardağını. Bir daha içmedi o çayı. Beğenmediği çayı içmezdi, içemezdi, çok sonra öğrendim bu huyunu.

 

“- Sen nasılsın? Kendi heyecanımı söze dökmekten halini hatırını bile sormadım, özür dilerim”

 

Gülümsedim içimden. Düşüncelerimi okuyor galiba… Sıkıcı ama aynı zamanda karşısındakine özen gösteren bir yanı da var sanırım.

 

“— Teşekkür ederim, iyiyim ben de. Sıcaklar, artan dolar kuru, pahalılaşan yaşam, zorlaşan iş koşulları…” diye kısık sesle cevap verdi.

 

“- Haklısın, benzine, mazota hepsine zam geldikçe yıldıza gitmek zorlaşıyor.”

 

Yok, kesin takıntılıydı arkadaş. Benim kurduğum cümleleri nasıl olup da getirip yıldıza bağladı anlayamadım.

 

“— Çayını içmedin sanırım, soğudu. Aslında çayı çok sevdiğini söylemiştin.”

 

Gülümsedi.

 

“- Haklısın çok severim çayı ama ben demlemezsem genelde içemiyorum. Yakıyorlar, haşlıyorlar veya çok kaynatıyorlar, acıtıyorlar çayı… Acıtılmış çay da benim içimi acıtıyor.”

 

Buyur bakalım. Yok ciddi kendine münhasır arızalı bir abi bu diye iç geçirdi oturduğu iskemlede.

 

“- Sanırım en iyisi bir acı Türk Kahvesi söyleyeyim, sen ne içersin başka? “

 

“— Hayır teşekkür ederim şimdilik iyiyim.”

 

Masanın yanından geçen görevli arkadaşa işaret etti.

 

“—- Buyrun ne arzu ederdiniz?”

 

“- Mümkünse bir Acı Türk Kahvesi, şekersiz yani. Tek ricam içinde şeker olmasın olur mu? Genelde tatlı gelir kahveler bana hep. Lütfen Acı olsun, şekersiz.”

 

Sıkıcı, zor, tutkulu ( kendi sevdiklerine) ve arızalı… Çok yaklaşmamak gerek, kesin üzer insanı.

 

Diğer iskemlede ise ertesi gün çıkacağı uzun yolculuğu düşünen, planlar yapan, bir şey unutmamak için kendine direktifler veren başka bir dünya vardı.

 

Bir masanın iki ucunda kendi yaşamlarını solurken kısa bir ara veren ve paylaşamadıkları sözcükleri birbirlerinin heybesine fısıldayan iki kendini söz ustası sanan yürek, yeni yüzyılın eskiyen yaşamları…

 

Yaşamak paylaşılmayacak kadar engin sanırım… Hele hayatın bu denli kendine ayırabileceğin zamanı kısıtladığı bir çağda kimse kimseye pek fazla gülümseyemiyor artık.

 

Bir Acı Türk kahvesi kadar zaman dilimi bile bazen ne kadar uzun geliyor. Artık cezveler de rafa kalktı, nescafe yapar gibi makina ile türk kahvesi yapıyor insanlar…

 

Aklına Kybele geldi yine.

 

“- Özlemiş beni Kybele ” dedi.

 

Anadolu yani… Bekle beni, az kaldı ayrılık…

 

Hakan Hatay

 

2018 Ağustos 07

Featured

76. SEMAVER ÖYKÜLERİ

DONGU_5D_1_1920

 

76 SEMAVER ÖYKÜLERİ

 

I.

Gece sabaha dek hem Yıldız Döngü hem de Sütlü Yol fotoğrafı çalışacağım kilisenin etrafında bulunan buğday tarlaları dikkatimi çekmişti, gündüz akşamki çalışmam için gerekli kadrajı nerelerde kurarım, döngü için tripodu nereye yerleştiririm, Sütlü Yol için hangi mesafelere yürüyebilirim keşfi sürerken…

 

Bayağı uzakta bulunan birbirine mesafeli iki ev de bu bomboş ovada var olan iki yaşama alanı olarak aklımdaydı. …

 

Kilise etrafında akşamki kadrajlarım için gerçekleştirdiğim keşif tavafım bittikten sonra, o evlere yöneldim. Gece sabaha kadar orada olacaktım ve o insanların beni tanımaya elbette hakları vardı.

 

– Selamın aleyküm, kolay gelsin…

 

— Aleyküm selam, hoşgeldiniz.

 

– Hoşbuldum, teşekkür ederim.  Zamanınız müsait mi, sohbet etmek isterim…

 

— Elbette, şuraya gölgedeki minderlere oturalım…

 

– Harika…

 

— Nereden geldin? Memleket?

 

– İstanbul’dan geldim, İzmit’liyim aslen, ama nicedir Bizans’lı olduk …

 

Devam etti sohbet…

 

Fotoğraf çalışmak için yola düşmenin en önemli kazançlarından birisi de tanıdığın güzel insanlardır. Bizans’tan kaçıp Anadolu’ya varınca, insanı, sohbeti, selamı, kısaca metropolde unuttuğumuz  tüm güzellikleri en azından hatırlamak istiyor insan.

 

– Bu akşam, gece, hatta sabaha dek buralarda olacağım. Bilmenizi isterim. Kafa feneri ile dolaşan bir silüet olmak istemem…”

 

— Hayırdır?

 

– Yıldız fotoğrafçısıyım ben… Tüm gece sabaha dek sahada olacağım, vaktiniz olursa beklerim, süper çay demliyorum, taze türk kahvem de var…

 

— İnşallah…

 

Kalktım yanlarından, yeniden kolaylıklar diledim, toprak ile uğraşmak kolay değil, hele bu keskin güneşin altında…

 

Sonra akşam için yemek almak, ufak tefek bir kaç eksiği gidermek için uzakta bulunan köye geri döndüm …

 

II.

Köy kırahathanesi neşeliydi ben bahçesine adım attığımda.

 

– Selamın aleyküm… Bu kırahathanede buraların en iyi çayının demlendiğini duydum, var mı taze dem?

 

— Ve aleyküm selam bilader. Gel, hoşgeldin, otur…

 

Oturdum amcaların yanına bir masaya. Sohbet gırla, nerelisin, necisin, nasılsın.

 

Beş N bir K muhabbetinin ardından çayları devirdik karşılıklı. Gece kendime demleyeceğim bir semaver, özel hazırladığım yirmi çeşit farklı çaydan oluşan çayımı hayal ettim. Ben başkasının demlediği çaydan keyif alamıyorum. Özen göstermiyorlar çaya, çayı güzel demleyemiyor kimse, benden başka… Ama bunlardan bahsetmedim elbette…

 

Bir kaç ağacın gölgesinde gerçekleşen akşam üstü çay muhabbetini daha fazla uzatamazdım, ayrıldım kırahathane bahçesinden.

 

Soğuk su, soğuk soda, akşam ekmeği için de biraz beyaz peynir ve gece için yoğurt.

 

Almam gerekenleri almıştım, arabama yöneldim.

 

Geç kalmadan yola düşmeli ve yıldız döngüsü için çalışacağım mekanda olmalıydım.

 

Toprak yoldan, yavaş yavaş yola koyuldum.

 

III.

Kilisenin yoluna döndüğümde yol üzerindeki daha evvel sohbet ettiğim iki evi selamlayarak geçtim. Kocaman bir ova düşünün, her yanı buğday tarlası. Aralarında bir kilise kalmış, kendi başına. Ama bir yapılaşma yok, sadece konteyner tadında 2 küçük yaşama alanı var, minderlerine oturup selam paylaştığım, sohbet ettiğim.

 

Kilisenin yanına ulaştığımda tarlalarda çalışan insanlarla selamlaştım. Arabamı kadraj kurduğumda zararı olmayacak bir alana çektim. Üç beş turist mekandaydı. Biliyordum ama, hep öyle olur, hava kararmaya başlayınca kimse kalmaz, ben ve yıldızlardan başka.

 

Gerçi bu gece için çok sevdiğim bir dostum gelecek, sohbet gırla gider… Muhtemelen o gece geri döner, ben sabaha kadar mekanda yıldız fotoğrafına devam.

Kadraj kurgusu için ince ayara başladım hemen. Sabah karar verdiğim  noktayı, pusulamı, cep telefonundaki programı, hepsini devreye sokup son noktayı belirledim. Tripodumu gömdüm, sabitledim. Döngü Kadrajı hazır…

 

Sonra küçük tüpü rüzgarsız bir alana koyup semaverime demlemesi için soğuk su ve çay ilave ettim. Yaklaşık 40 dakikada demlenir çay…

 

Bu arada en çok dikkat edilmesi gereken şey yanan tüpün kupkuru tarlalardan uzak olması. Bu sıcakta çay demleyeceğim diye yangın çıkar, aman Allah korusun. Önce güvenlik.

 

Maviye az kaldı…

 

Mavi saatler alarm gibi benim için. Hoş mühendislik bir yaklaşımla altın saatlerde alarma geçerim, ya, neyse …

 

Batı’da Venüs, Güney’de Jupiter görünür olunca çay da demlenmiş olur…

 

Açık havada, kimseciklerin olmadığı bir kadraj yanlızlığında yeni demlenen taze çayı yudumlamanın keyfi inanılmaz. Birazdan döngü için çekimi başlatırım… Sonra emektar biliyor ne yapması gerektiğini.

 

Hah, geldi dostum.

 

“-Geç kalmadan kadrajını kur bence, döngüyü başlatır sohbete başlarız. Önce kadraj …”

 

VI.

 

Başladı döngüler…

Yaklaşık yarım saat sonra çaya çağırdığım çevre evlerde oturanlar geldi.

Oturduk semaverin başına.

 

Sohbet keyifli.

 

Bir semaveri bitirdik. Olsun su da var, çay da…

İkincisini demlemeli.

 

Anadolu nasıl güzel bir Medeniyet… Biz ona uyabilsek keşke…

 

Biraz sonra dostlar ayrıldı… Kendime kaldım yine.

 

Kendi çeperlerimde yolculuğa devam, yıldızlar altında, pırıl pırıl bir Anadolu gecesinde…

 

Semaverdeki son bardak çayı bardağa alıp şu ilerideki kadraja yürümeli, kulağıma fısıldadı Kybele, oradan kilisenin üzerinden Sütlü Yol güzel gözüküyormuş.

 

Kybele Delisi’ne selam…

 

2018 Temmuz 08

 

Hakan Hatay

Featured

75. SFENKS

75 SFENKS

_C5I4444_CEP_1920

 

…  Sfenks’in önünde oturdum, etrafım kum denizi …

 

Ayakkabılarımı çıkartıp ayaklarımı kuma gömdüm, toprakladım sesimi…

 

Sorular sormaya başladı Sfenks, gözlerime bakarak;

 

“- neden buradasın? “

 

Belki milyonlarca yılda biriktirdiği melodiyi fısıldarken kulağıma,

su, rüzgar ve zaman ile ortaya çıkan bu inanılmaz güzelliğin içinde kayboldum.

 

Onların arasında, Kybele’nin türküsünü katık edip, yürüyorsun saatlerce.

 

Birinden diğerine gitmek çok zaman, çok emek, çok sen alıyor.

 

Gitmek istiyorsun ama, duramıyorsun yerinde.

 

Sonra ışık azalıyor, sesler yavaşlıyor, yaşam yıldız sessizliğine devriliyor.

 

Yön sevdası ıslık olup şiirler fısıldıyor gözlerine.

 

Venüs perdeyi açıyor batıda, Jupiter güneyde… Sonra Mars doğuyor…

 

Çay demleniyor bu arada soğuk dem usulüyle, Şua Baba’ya gönülden selam ediyorsun.

 

Cezve ( Ursa Major ) bütün azametiyle işaret ederken Polaris’i, saatler süren Yıldız Yorgan sohbetleri başlıyor zihninde.

 

Işığın gökyüzünü fazlaca kirletmediği bir coğrafyada, karanlığın tadını çıkarıyorsun gece boyu.

 

Topraklanan negatif enerji de cabası…

 

Pozlamanın arasında, bir meteor kayıyor göz kırpar gibi, gülümsüyorsun.

 

İçine çekiyorsun karanlığı, sessizliği, yalnızlığı…

 

Zaman, algoritmanın içinde bir parametre olmaktan sıyrılıp, bir derviş edasıyla özetliyor varoluşu.

 

Çok da bir anlam veremiyorsun hemen, aslında. Dinliyorsun sadece.

 

Sfenks, durup dururken yıldızlar geçidini açıyor sana ve fısıldıyor;

 

“Yaşamak güzel şey be kardeşim…”

 

Hakan Hatay

2018 Temmuz 26

Featured

74. BÜYÜK YÖNETMEN

dongu_5D_2_1920

74 BÜYÜK YÖNETMEN

———————————-

 

” Ey yolcu … Nereden gelir, nereye gidersin ?

—- Yol’dan gelir, Yol’a giderim … “

 

————————————

 

Her gece sabaha kadar süren o muhteşem döngüye keşke hep seyirci olabilsek.

 

Büyük Yönetmen’in fırça darbeleri ile gökyüzüne nakşedilen bu inanılmaz sunuma zihnin içinde var olan başka bir pencereden bakma mutluluğu insanın sesini sarıyor…

 

İnanılmaz bir ritm saklı devam eden sessiz varoluşta.

 

İnsanoğlu olarak en ufacık bir gelişmeden, değişmeden, çalışmadan bahsederken bile bunca gürültü çıkarışımız düşünüldüğünde, aslında ne büyük, ne inanılmaz, ne devasa sistemlerin nasıl bir sessiz harmoni içinde çalıştığına şahit olunca insan, sadece gürültü konusunda üstad olduğumuz hissine kapılmadan edemiyor.

 

Sahneler arasında oluşan uyum, bitmeyen bir enerji, adeta gülümseyerek içinde eriyen bir huzur ve onları en olması gereken bir kadrajda bize sunan o büyük yönetmen gülümsüyor adeta bu muhteşem ritmin fısıldadığı melodi eşliğinde her gece.

 

Ben sadece şahit oluyor, gülümsüyor, mutlu oluyor ve eğer sunabiliyorsam sizlere bir karede özetliyorum.

 

Elçiye zeval olmazmış.

 

Ben yıldızları döndürmüyorum elbette, sadece onların etrafında dönen dünyanın dansına eşlik ediyorum…

 

Eppur Si Muove …

 

Bu güzel dansı bana seyrettiren o Büyük Yönetmen’e ne kadar teşekkür etsem azdır, biliyorum.

 

İçimde hep o hayranlık, hep o gıpta hissi …

 

Büyük Yönetmen, senin kurduğun bu sistemin o inanılmaz Aurası beni büyülüyor.

 

İyi ki var olduğunun farkındayım…

 

Hakan Hatay

 

2018 Temmuz 03

Featured

73. SİL BAŞTAN

…… SİL BAŞTAN …

 

20180617_0001_1920

… … … Eriyen pıhtı…

 

Olmalı bazen.

 

Kriz anında yaşama tutunmak için planlanmış  bir refleks olan pıhtılaşma eylemi, duraksayabilmeli…

 

Hatta geri dönebilmeli bu eylem.

 

Sesler yayılıyor gökyüzünde. Hiç durmayan ses dalgaları sürtünme ile azalarak ilerlerler.

 

Yok olurlar mı acaba bu yolculukta ?

 

Peki, evrenin bir köşesine savrulan ses dalgalarını biriktiren bir antikacı dükkanı var mıdır bir galaktik uzaklıkta, eğer yok olmuyorlarsa ?

 

Sil baştan …

 

Her yaşayan varlığın hayatında böyle başlangıçlar vardır, anlamsız bitişlerin ardından başlayan.

 

Pıhtılaşma ne çok faktöre bağlı, bir çeşit yaşamsal kabiliyet …

 

Katılaşan cümleler ses tellerini aşındırınca, bazen, derin bir nefes almalı.

 

Hareket katılmalı yaşama bir şeyler, tortulaşma durmalı…

 

Akışkanların sırtına attığımız bir sihirli halıya oturup seyreylemeli yolculuğun o sessiz melodisini.

 

Bazen, hep ama, yağmur yağdığında …

 

Sil baştan, pıhtı atmadan …

 

Hakan Hatay

 

2018 Haziran 19

 

Featured

72. GECE YARASALARI

20170724_0059_3_1_CEP_1920

 

————————–

 

 

GÜNDÜZ YARASALARI

I.

 

Neyiz ki biz?

İlk ışınları görününce güneşin,

Kaparız tepenin gözkapaklarını –

Çam değiliz ki, kollarımız açık

Ürpererek karşılayalım donuk ışığı.

Gölgeler kısalınca çıkarız ortaya,

Açıklıktır, aydınlıktır aradığımız,

Parlaklıkta bulur gücünü görüşümüz.

Tanımayız alacakaranlığı delen,

Tepelerin arasından seçen bakışı.

Kör olmuş ışıktan gözlerimiz.

 

Gündüz yarasalarıyız biz.

 

Oruç Aruoba

yürüme

Biz(zaten)

Sayfa:13

Metis Yayınları

 

 

————————–

 

Gölgeler kısalınca değil aslında … Gölgeler uzamaya başlayınca çan çalıyor sesimizde ve gündüz değil, tam tersi, gece yarasalarıyız biz, yıldızların peşine düşen…

 

Fotoğraf, tanımı gereği biraz da, güneş ile varolan bir kayıt biçimi. Gün ışığına ihtiyaç duyuyor bu nedenle de güneşin bizce doğru zamanlarında fotoğraf çalışıyoruz.

 

Asıl çıkış noktamız ışık yumuşak olmalı, esnek olmalı, mümkün olduğunca kontrastı düşük olmalı. Bu ise güneşin bulunduğumuz coğrafyaya yanal geldiği saatlere denk geliyor temelde.

 

Yani gölgelerin uzadığı yumuşak ve lezzetli ışık saatlerinden bahsediyorum.

 

Güneşten vazgeçip, yıldızların peşine düştüğümüzde ise başka bir algoritma çalışmaya başlıyor. Fotoğraf üretme mantığımız, davranış biçimlerimiz, çalışma pratiklerimiz tamamen değişime uğruyor.

 

Vadi’de bir yıldız yolculuğumdan evvel altı tane çoban köpeğinin saldırısına uğramıştım. Köpekleri çoban yanıma gelene değin yatıştırmış ve yanıma gelen çobanın şu sorusu ile karşılaşmıştım: “- Bu karanlık gecede ne işin var burada.” Bu soruya yıldız fotoğrafçısıyım cevabı ile karşılık verdim. Çoban ise “gece karanlıkta ne yıldız fotoğrafı?” diye karşılık vermişti.

 

Zifiri karanlıkta ne fotoğrafı ?

 

Teknolojinin gelişimi, sensör çözünürlüklerinin ve algılama biçimlerinin gelişmesi ile yeni bir çalışma şekli bize sunulmuştu adeta. Eskiden de ASA’sı yüksek filmler vardı belki ama artık çok daha ilerilere gidebilen bir ISO performansından söz edebiliriz.

 

Tamamen kendi içinde farklı bir “retoriği” olan bir dünyadan bahsediyorum. Hem Döngü Halkaları hem de Sütlü Yol ( Samanyolu – Milky Way ) fotoğrafı çalışmaları dünya üzerinde pek çok fotoğrafseverin ilgisini çekiyor günümüzde.

 

Gündüz yarasaları olmak artık yetmiyor, artık gece yarasaları olmak için çaba harcıyor ve yarasaların yaşama pratiğine daha çok yaklaşıyoruz.

 

Işıksızlık bile gözlerimizi canlandırıyor artık.

 

 

Hakan Hatay

2018 Haziran 17

Featured

71. PUSULA

71 PUSULA

dongu_5D_1_1_1920

…. Bu sefer gördüm Kybele’yi, bir buğday tarlasının içinde; rüzgarın sesine binmiş uçuyordu gecenin sessiz ama hırçın karanlığında.

 

Köpekler hiç durmadan havlıyorlardı peşinden.

 

Duymuştu sanırım Teşup beni.

 

Açılmıştı gökteki bulutlar.

 

Susmuştu nem.

 

Pusu kurunca minör ile major arasında gülümseyen sesine, duydum bu sefer seni, çok daha yakından geldi, gülümsedim.

 

Renkler kirlenmeden kayıt etmeli seslerini.

 

Yıldızlar görünemeyecek hale gelmeden, dünya denilen ve kendini son hızla ışık ile kirleten bu gezegende, kayıt etmeli tüm izleri.

 

Bu sefer gördüm seni, Polaris’in gülen gözleri içinde, aramızda Kybele, sarı gözleri ile susuyordu mavi göğün içinde yıldızların çizdiği izlerin üzerinde.

 

Zaman karanlıkta anlatıyor kendini sanırım, sessiz, susan bir platformda daha kolay algılıyor insan geçip giden zamanın zerrelerini…

 

İzlere düşkün gözler gülümsüyor sadece, her bir farkedilebilen hareket bir başka ize kodlanırken, gereksiz bir mutluluk sarıyor beynin kıvrımları arasında dolaşan zerreleri.

 

———————–

” Kut, seni hiç bilmeyen-bilmeyecek- ; ama,

senin bilmezlik edemediğin;

bilmekten başka birşey edemediğin

odaktır.

 

Kut, odağındır —

senin

dir. “

 

ORUÇ ARUOBA

yakın

Kut Arayana Kılavuz

Sayfa: 82

Metis Yayınları

 

————————-

 

Pusulamı aldım yeleğimin cebinden yeniden, seviyorum sanırım karanlıkta yolumu bulmak için, kuzeye bakmayı. Karanlık aydınlanıyor bir çırpıda sanki, başvurunca pusulaya.

 

İnsan Pusula’sını yitirmemeli, bunu öğrendim ben Yıldız Fotoğrafı serüvenlerinde saatlerce karanlığın içinde bir köşede yalnız kalınca.

 

Bazen ama, etrafta bir yerlerde manyetik alan olunca görmediğin, Pusula doğru yönü gösteremiyor. Önceleri, böyle bir durumla karşılaşınca sahada, pusulam bozuldu zannetmiştim. Daha sonra ışık kirliliğine İstanbul’a dönünce, başka bir pusula daha aldım, kent yaşayanı olarak, bozulan bir cihazın yerine bozuk olmayanı koyarak boyumu bir karış uzattım.

 

Sonra bozuk olduğunu düşündüğüm pusulayı da atamamıştım, bozulan birşeyi atamam ben, eskimiş birşeyimi satamam, kolay beri atamam, çok zordur ayrılmak benim için, benden vazgeçen birine güle güle diyemem.

 

Pusulanın yenisini kullanırken başka bir yıldız serüveninde, aklıma o bozulduğunu düşündüğüm eski pusulam geldi. Onu tekrar açınca, yeni aldığım “sağlam” pusulam ile aynı yönü gösterdiğini gördüm.

 

Manyetik alan etkisinde olmayan bir yerde pusulanın yaşamışlığına bakmadan doğru yönü gösterdiğini anladım.

 

Pusula bozulmaz. Bozulan biziz sanırım, yön aynı yön, iz aynı iz, rüzgar aynı rüzgar, yıldız aynı yıldız.

 

Değişen biziz, kimimiz daha hızlı kimimiz çok daha yavaş.

Kimimiz farkında, kimimiz bi-haber.

 

Yön yolu anlatmaz, yol yönü ister, bilmeyi, gerektirir hatta.

 

Yönü bilmeden yola çıkan izleri bulamaz.

 

Anadolu’da insan yönünü kaybetmiyor, pusula manyetik alana da girse, Polaris’i buluyor sonunda. Anadolu böyle güzel, Anadolu böyle yaşam dolu.

 

Kybele hep yanınızda…

 

Hakan Hatay

 

2018 Mayıs 20

Featured

70. URSA MAJOR

dongu_amiral_1_1_1920

————————————-

” Ursa Major ismi Callisto’dan gelmektedir. Arkadya Kralı Lycaon‘un kızı olan Callisto avcılığa düşkündür. Av tanrıçası Artemis, Callisto’yu ilk gençlik çağlarından itibaren görevlileri arasına alır.

Artemis, Apollon‘un kızkardeşidir. Çocukların doğumlarını, bebeklerin korunmasını ve beslenmesini gözeten tanrıçadır.

Tanrıçalar dünyasının rahibesidir. Genç Nymph‘leri yetiştirirdi. Başı örtülü, yani gelin anlamına gelen Nymph’ler, kırlarda, sularda, ormanlarda yaşayan tanrısal varlıkların dişi olanlarına verilen isimdir. Eski Yunan inanışına göre bütün dünya Nymph’lerle doludur.

Nymph’ler Artemis’le birlikte avlanırlar, şarap tanrısı Dionysos‘la eğlencelere katılırlar. Güneş ve güzel sanatlar tanrısı Apollon ile tanrıların habercisi Hermes‘e refakat ederlerdi. Artemis yanına kabul ettiği genç kızlardan sadakat yemini yapmalarını isterdi. Bu yeminle genç kızlar, Dünya nimetlerinden uzak duracaklarına söz verirlerdi. Callisto’da bu kızlardan biridir ve bir süre sonra Artemis’in en gözde görevlisi olmuştur.

Zeus bir gün Callisto’yu ormanda uyurken görür ve ona aşık olur. Zeus, Artemis’in kılığına girerek Callisto’nun yanına gider. Callisto, baş tanrıyı Artemis sandığından ondan çekinmez ve iyi karşılar. Bu birlikteliğin sonucunda Callisto hamile kalır ve Arcas adında bir oğlan çocuğu Dünya’ya getirir. Bunu fark eden Artemis, sözünü tutmayan Callisto’yu bir ayıya çevirir.  Callisto, artık avcıların peşinden koştuğu bir avdır.

Uzun yıllar sonra Callisto, ormanda oğlu Arcas ile karşılaşır. Annesini tanımayan Arcas, bu avı kaçırmak istemez ve onu vurmaya karar verir. Tam bu sırada Zeus, araya girer ve Arcas’ı yutan, Callisto’yu ise cennete uçuran bir hortum gönderir. Callisto, gökyüzünde Büyük Ayı olarak belirir, Arcas da Küçük Ayı olarak gökyüzündeki yerini alır.”

Vikipedi

————————————-

Vadi’de Sezon’umu açtım.

 

Fırtına vardı, kızgındı Teşup.

 

 

Üç gece sahadaydım. Pozlamalarım dört buçuk saat civarıydı, ki bu da en az beş saat karanlıkta sahada olmak demek.

 

Genelde sabaha doğru üç gibi otelde oluyordum.

 

Mavi geçe kaldı iyice, daha da geçe kalacak.

 

Kybele yine neşe içinde karşıladı beni. İlk gece buna kızan Teşup rüzgarla kükredi !. Zordu ilk gece, rüzgar gerçekten çok serinletiyor havayı.

 

Kendimleydim yine, yalnızdım ( ! ) .

 

Ursa Major’un ( Cezve’nin ) eşliğinde kendi cezvem ile pişirdiğim bol köpüklü acı kahvemi yudumlamak çok huzur verici. Yıldız Fotoğrafı’nın en büyük farklılığı bu sanırım: kalabalıklardan uzakta, insanın olmadığı mekanlarda, karanlıkta olmak, kendinle olmak, doğada olmak, elbette takım yıldızlarıyla bakışmak, yakındaki gezegenlerle hoşbeş etmek. …

 

Vadi inanılmaz. Anadolu’yu çok seviyorum.

 

Henüz Sütlü çok geç çıkıyor ve ufka yakın kalıyor ( bu da ışık kirliliği içinde görünme şansı çok azalıyor demek )

 

Sütlüyol için Mayıs AysıZ’ını heyecanla bekliyor olacağım. ( Muhtemelen Mayısta da çok şans yok bence Sütlü Yol açısından )

 

2018 Sezonu mecburen Döngü ile başladı. Döngü de başka bir pratik, başka bir çalışma biçimi: sabır gerektiriyor, her an farkındalık talep ediyor.

 

Sütlüyol daha farklı bir çalışma algoritması. Her ikisini de yapabilmek doyurucu bir çalışma disiplini oluşturuyor.

 

Karanlıkta ışık aramak çok şiirsel …

 

 

————————————-

 

“Ateş,

yakabileceği herşeyi

yakana dek

yanar—

ancak o zaman

söner.”

 

23 Nisan 1995

 

Oruç Aruoba

yakın

Ateş Yakana Kılavuz

Sayfa:13

Metis Yayınları

 

————————————-

 

Ateş sönmeden, aramaya devam…

 

Hakan Hatay

 

2018 Nisan 17

Featured

69. POLARIS

20180405_0029_P_1920

69 POLARIS

 

————————————————–

Polaris is the North Star

 

 

The North Star or Pole Star – aka Polaris – is famous for holding nearly still in our sky while the entire northern sky moves around it.

 

That’s because it’s located nearly at the north celestial pole, the point around which the entire northern sky turns.

 

Polaris marks the way due north.

 

As you face Polaris and stretch your arms sideways, your right hand points due east, and your left hand points due west.

 

About-face of Polaris steers you due south.

 

Polaris is not the brightest star in the nighttime sky, as is commonly believed. It’s only about 50th brightest.

 

But you can find it easily, and, once you do, you’ll see it shining in the northern sky every night, from N. Hemisphere locations.

 

————————————————–

 

 

Karanlık gecenin sessizliğine oturunca Karadeniz’in deli rüzgarı altında, ışığın sustuğu ve bulutların izin verdiği Uzak’ta onu görüyor gözlerim hemen, Cezve’nin köşesinden bir karış ilerde.

 

Gülmek bedava…

 

Gülüyorum ne zaman görsem onu.

 

Selamlaşıyoruz.

 

“- Gelmişsin yine”  diyor.

 

“- Geldim” diyorum.

 

” – Özlettin kendini” diyor.

 

” – Teşup’a sor, bulutları temizlemedi yine, ondan geciktim.” diyorum.

 

Bir sert kahkaha patlatıyor.

 

 

” Hitit’lerden beri aramız hiç iyi değil Teşup’la, biliyorsun.” diyor.

 

 

Karadeniz homurdanıyor, yakındaki kayalıkta bir deli dalga patlıyor.

 

Rüzgar coşunca montumun düğmelerini daha sıkı ilikliyorum.

 

“- Panzehir sıcak çay tabii ” diyor gülümseyerek.

 

” – Çaysız olmaz, ama ben demlemiş olmalıyım ” diyorum.

 

” – herkesin çayını içemem”.

 

” – Şua Baba’dan öğrendiğim soğuk su demleme tekniği ile demlenmiş olmalı.”

 

Sonra bulutların altına giriyor, Polaris.

 

El radyomu açıyorum. Tek tük takılan bir müzik kanalında kalıyorum.

 

“Meditasyon” başlıyor sana göre, ben “tefekkür” diyorum. ( 191 )

 

” Fırtına Tanrısı Teşup ” söze karışıyor aniden.

 

” – Hakkımda dedikodu ediliyormuş ? “

 

 

Karanlık gecenin sessizliğine oturunca Karadeniz’in deli rüzgarı altında, ışığın sustuğu ve bulutların izin verdiği Uzak’ta onu görüyor gözlerim hemen, Cezve’nin köşesinden bir karış ilerde.

 

Polaris, Kuzey Yıldızı …

 

Gülmek bevada…

 

Gülüyorum ne zaman görsem onu.

 

Hakan Hatay

 

2108 Nisan 07

Featured

68. ÖZLEM ÇEKENE KILAVUZ

68 ÖZLEM ÇEKENE KILAVUZ

 

20170722_0087_1_1920

 

———————————

 

” 13.

 

Özlem, kendini azaltması gereken çabalarla bile. kendini çoğaltır.”

 

ORUÇ ARUOBA

Uzak

Özlem Çekene Kılavuz

Sayfa: 44

Metis Yayınları

 

———————————

 

 

Ne olsa özlerim abi dedi bir ses içimde.

Ne çok özlüyorsun dedi.

Yaş ilerledikçe,

durmadan,

özlüyorsun dedi.

 

Ne çok özlüyorum gerçekten … Hep özlüyorum, hiç durmadan.

 

Yerimde duramıyorum, özlemeden, özlem çekmeden.

 

“Öğreten adam ve oğlu” vardı. O olsa benim durumumu oğluna afilli cümlelerle anlatırdı.

 

Özledim seni Vadi.

Kybele özledim seni. Her taşının altında rüzgar ile söylediğin melodiyi özledim.

 

———————————

 

” 86.

 

Özlem, özlediğinle ilgili herşeyi unutsan da,

özlediğini unutmamandır : özlediği’ni, ve,

özlediğini – özlemekte olduğunu…

 

Özlem, ol’duğun

dur.

 

Özlem ol’ur

sun.

 

Ol

dun.

 

Özlem

ol— “

 

ORUÇ ARUOBA

Uzak

Özlem Çekene Kılavuz

Sayfa: 105

Metis Yayınları

 

———————————

 

 

Zihin gereksiz çalışır bazen. Altta, sessiz, istemsiz…

 

Özlem işte o gereksiz çalışan en ücra köşesinde zihnin, kendi kendine mırıldanır.

 

Nadiren duyarsın bu soluksuz sesi.

 

Vadi sanırım bir Yankı alemi…

 

———————————

” 59.

 

Ey Özlem Çeken —

yalnızlığını b e s l e… “

 

ORUÇ ARUOBA

Uzak

Özlem Çekene Kılavuz

Sayfa: 105

Metis Yayınları

———————————

 

 

Oruç baba; ömrüne bereket, zihnine sağlık, sesine kuvvet…

 

Hakan Hatay

 

2018 Nisan 04

Featured

67. KUT II

67 KUT II

 

20160614_0009_2_CEP_1920

 

————————————————————

 

” Kut, yaşamının tam ortasında durandır-

hiç kıpırdamadan … “

 

ORUÇ ARUOBA

yakın

Kut Arayana Kılavuz

Sayfa: 122

Metis Yayınları

 

———————————————————-

 

Ufkun kaybolduğu Sis’in içinde bir ağacı seyretmek gözlerine bir tutku olarak kodlandığında, gülümsüyorsun ya, bence bu hücrelerindeki tüm gerilimi azaltıp yaşama olan bağını arttırıyor.

 

Oksijen gözbebeklerinde gülümserken, “Kut” aramaya devam ediyorsun.

 

Zamanın kulaklarına fısıldadığı süreci bir kadraja yükleyip, bulutların altında var olmaya devam eden bu güzelim ağaca bakmak inanılmaz bir geçiş sanırım, huzur boyutuna.

 

Uzun Pozlama böyle birşey. Zamanın ruhunda yarattığı izlerin peşine düşmek biraz.

 

Yaşlandıkça bedenin, zorlaşan hayat, yavaşlayan refleksler, azalan beden enerjisi seni anatomik olarak yorsa da, ruhuna eklenen her bir sene başka bir boyut kazandırıyor algına.

 

Logaritmik düzlemde hızla ilerleyen zaman, ama, sadece eksitmiyor seni, inan bana.

Arttırıyor aslında bedenin ötesinde var olan herşeyi.

 

Bulutlar ne ince bir işçilikle işliyorlar yaşamı, belki de yüzyıllardır. Rüzgar nasıl bir heyeltraş inanamıyor insan.

 

Aslında ne kadar yakın, ne kadar ulaşılabilir, ama farkında değiliz işte.

Trafik içinde kaybolmuş bir yaşam, kaybolmaya yüz tutmuş.

 

” Kut, yaşamının tam ortasında durandır-

hiç kıpırdamadan … “

 

 

Duruyor orada, hiç kıpırdamıyor yüzyıllardır.

Senin düzleminde yıllardır.

 

Onu bulabilmen ümidiyle, yeniden.

 

Hakan Hatay

Mart 2018

Featured

66. YOL

20170318_0070_CEP_2_1920

 

66 YOL

—————–

” ( Her ) yerini,

yeni bir yol kılmayı öğren

–daha da iyisi,

yolunu ( hep ) bir yer kılmayı … “

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

III. Varış

Sayfa:138

Metis Yayınları

 

—————–

 

 

 

Bulutlar çok farklı oluşumlar… Kubbe’nin içinde nefes alır gibi ilerliyorlar.

 

Yavaşlıyor, hızlanıyor hatta duruyorlar, çok kısa sürelerle de olsa.

 

Sonra yeniden devam ediyorlar yolculuklarına.

 

Yol üzerine odaklandığında yolculuk peşinde iz süren, bulutlara bakmalı.

 

Onların her şeyden bağımsız kendi içinde yaşadıkları atmosfer ile iletişimleri, biz aşağıdan onlara bakanlara ilham vermeli.

 

” Olacaksa oluyor ” , kafa yormamalı bazen, üzülmemeli, kalbi yormamalı.

 

Bulutlar gibi rüzgara gülümseyip, bir sonraki hamleyi düşünmemeli her zaman.

 

Bünye, stress denen illeti tolare edemiyor devamlı.

 

Bedene zarar vermeden, derin bir nefes almalı ve yolculuğa çıkmalı.

 

” Olacaksa oluyor ”  …

 

Tek yol gülümsemek…

 

Hakan Hatay

 

2018 Mart 03

Featured

65. KUT

20180218_0027_1920

 

65 KUT

————————————

 

” Kut

olan

dır.

 

Eski insanların doğa, dünya ve evren tasarımlarında, varolan bütün şeyleri kapsayan ve kendilerini de bu bütün içinde ‘yerli-yerinde’ gören bir bakış açısını, arada bir, sezinleriz.

 

‘Çağdaş’ insanlar olarak, çektiğimiz eksiklik, yersiz-yurtsuzluk duygusundan dolayı, bunu onlara yakıştıramıyor olabilmemizin ötesinde bir anlamı olmalı bu sezginin.

 

Bir kızıldereli ‘büyücü’nün, kabilesinin atalarının ruhları için gelebilecekleri bir alanı belirleme töreninden pek birşey anlamasak da, ‘çağdaşlığın’ ‘baş’ında ve ‘son’unda duran iki filozofa başvurabiliriz:

 

Kant, geç zaman notlarından birinde, “her düşüncenin bir tanrısı vardır” der;

 

Wittgenstein da, İngiltere’de bir papazla yürüttüğü bir tartışma sırasında, papazın, “Peki sen tanrıya inanıyor musun?” sorusuna şöyle yanıt verir: “Evet- ama bunu sen anlayamazsın…”

 

Bugün, bu iki söz arasında geçmiş ikiyüz yılda olup-bitenleri yaşıyor insanlık – burada “kut” adını verdiğimiz ‘şey’ konusunda yazdıklarımızın bu süreç içinde bir ‘gelişme’ olduğunu savlayabilmekten de, çok uzağız-

tam tersine!

 

Ne peki – neden ( ne/den) uzaklaştık?

Ne/re/den ? “

 

ORUÇ ARUOBA

yakın

Kut Arayana Kılavuz

Sayfa:126

Metis yayınları

 

——————————————–

 

‘ Olan ‘ a anlam veremediğinizi biliyorum. Ben de veremiyorum, muhtemelen buradan geliyor ‘ bilge sezgim ‘ …

 

 

Devrilmiyor artık hiç birşey … Artık inşa olarak, ederek, zarar veriyor insanoğlu kendine.

 

Artık, bularak, bilerek, öğrenerek hatta emek vererek yok ediyor kendini yaşam.

 

Büyüme, bir çeşit yokolma artık.

 

Sona çalışarak, üreterek inşa ederek hızla ilerliyoruz.

İçinden çıkılmaz o kalabalığın içinde, yok olmaya koşar adım yaklaşıyoruz.

 

Ağa takılmış binlerce balık gibiyiz, sadece balık tuttuğunu sanan ama çok yakında ağlar çekildiğince aradığı ‘Kut’a değil , sona erişecek olanlarız …

 

——————————–

 

” Kut, bulamadıkça, aradığındır —

gelmedikçe, beklediğin – – “

 

ORUÇ ARUOBA

yakın

Kut Arayana Kılavuz

Sayfa: 106

Metis Yayınları

 

———————————

 

 

‘ Kut’ ;  – Son –  değildir umarım …

 

Hakan Hatay

21 Şubat 2018

Featured

64. TINI

64 TINI

20180210_0016_2_CEP_2_1920

Eski …

 

Yenilenmesi zor Ses’lerin peşine yolculuk devam ediyor …

 

İlk kez duyulacak bir Ses var mı  ..

 

Neden insan hep kendi sevdiği şarkıları dinler, sanırım bunun cevabı yolda hep Ses’in peşine düşenlerden duyuluyor, kısık da olsa …

 

Yol en güzel duyma biçimi…

 

Yolculuk içinde dinlemeyi seviyorum, hem giderken hem de dönerken… Bir de; O Mekan’a varınca, kulaklar peşine düşüyor seslerin içindeki renklerin.

 

Duymak ne güzel şey … Görmek gibi … Ne çok nimet var hayatımızda, farkında bile olmadığımız, çoğu zaman…

 

Şikayet etmekten bir an vazgeçsek, sanırım onlar anlatacaklar kendilerini…

 

Eski’nin içinde saklanan Yeni; duyulan Ses’in içinde gizli …

 

Hakan Hatay

 

12 Şubat 2018

Featured

63. UMUT

 

63 UMUT

20180127_0003_CEP_1920

 

Karadeniz çok farklı bir öğretmen.

Sesi davudi, havası sarar teninizi, rüzgarı ferahlatır.

 

Ondan öğreneceğim çok şey var.

 

Onun gibi rahatsız etmeden kendine getiren bir yankıyı yakalamak önemli sanırım anlatmaya çalıştığınız her yerde…

 

Bir yandan atmosferi yakalamak, diğer yandan o atmosferden, aslında, ne denli hoşnut olduğunuzu hissettirebilmek önemli, o iletişimi kurabilmek için …

 

İnsan sevdiğinin hep peşinde olmalı; asıl anahtar bu, sevmek ve sevdiğinin yanında olmak.

 

Umut etmenin ilk şartı bu işte…

 

Umut eden, edebilene selam olsun.

 

” Yaprak döker bir yanımız,

bir yanımız bahar bahçe …”

 

Hakan Hatay

 

2018 Şubat 06

Featured

62. SEMAVER

 

20171227_0040_1920

62 SEMAVER …

 

BurgazAda’dan yansıyanların peşine düştüm…

 

Sait Faik üstad lazım, sadece, hikayesini yazmak için olan bitenin …

 

Semaver’de demlenirken yaşam …

 

——————

 

“Türk hikayeciliği Ömer Seyfettin’den sonra Memduh Şevket Esendal, Fahri Celalettin gibi ustaların sürdürdüğü bir türdü.

 

Sabahattin Ali, Refik Halit’in memleket hikayeciliğine diyalektik bir görüş katmış ve bu yeniliği ile 1940’ların tek ismi olmuştu.

 

Sait Faik ise onların yapamadığı bir şeyi yaptı. Bir konuyu değil, yaşamın bir parçasını işliyordu. Bir tez savunmuyor, bir yaşantıyı yansıtıyordu.

 

İnsan sevgisi dolu, doğa sevgisi dolu bir yüreği vardı.

 

Neye baksa bu sevgi ile ısınıyor, ışıklanıyordu.

 

Biz ancak bir el attıktan sonradır ki, en önemsiz görünen insanların ve şeylerin zevkine eriştik”    Haldun Taner- Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil 1983

 

—————–

 

Tek sorun Ada’da iyi çay demleyebilen bir çayevi bulamadım henüz.

 

Hangi cafeye, pastaneye gidip otursam gelen ince belli lezzeti damaklarımda şenlik yaratmıyor…

 

Sanırım önce iyi çay demlemeyi unuttuk.

 

Makinalara, poşetlere, aceleye bıraktık demi…

 

O aceleye yetişmek için daha çok acele eder olduk.

 

Dem yavaş yavaş hızlandı, ama, lezzetini zamanın acımasız döngüsünde yitirdi.

 

Eskiden, acele etmezken, o döngü lezzete lezzet katardı.

 

Dem gidince, lezzet kayboldu, lezzet kaybolunca da biz …

 

BurgazAda’dan bunun hikayesinin peşinde düştüm…

 

Kaybettiğimiz Dem’in …

 

Hayatımızdaki lezzetlerin …

 

Sait üstadın demli hikayeleri eşliğinde.

 

Çalışıyorum.

 

Bakalım göze görünen bir şeyler çıkacak mı?.

 

—————————————–

 

” Sabahleyin Ali’nin bir semaver, bir de fabrikanın önünde bekleyen salep güğümü hoşuna giderdi. Sonra sesler. Halıcıoğlu’ndaki askeri mektebin borazanı, fabrikanın uzun ve bütün Haliç’i çınlatan düdüğü, onda arzular uyandırır, arzular söndürürdü.

 

Demek ki Alimiz biraz şairceydi… “

 

Sait Faik Abasıyanık

Semaver

1936 ( Remzi Kitabevi )

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Sayfa : 2

 

—————————————–

 

Ada’dan Vira …

 

Hakan Hatay

2017 Aralık 27

 

Featured

61. SAİT FAİK ÜSTAD …

20171203_0017_CEP_1920

 

61 SAİT FAİK ÜSTAD …

Zihnimizde ona dair kazınmış mekanlardan birisi olan Burgazada’da, iskeleye inince aklıma ilk gelen cümle şu oldu :

 

Sait Faik üstadın gözünden bir uzun pozlama hikayesi yazmalıyım…

 

Zor bir görev yükledim kendime, altından kalkamayacağım bir sorumluluk…

 

Ama çalışmak yaşamdır, yaşamaktır.

 

Kendine zor ödevler vermelisin…

 

Onun hikaye yazmakta ulaştığı zirvenin yanından bile geçemem biliyorum ama onu anmak bile, ona öykünmek bile, onu hatırlamak bile, öyle büyük bir çalışma azmi veriyor ki insana…

 

 

 

“HADİ GÜLÜMSE 

 

Aşkın bir çok rengi vardır..

Mavi,

Koyu mavi,

Kapalı mavi,

Açık mavi,

Deniz mavisi,

Havuz mavisi, 

Okyanus mavisi,

Gökyüzü mavisi..

 

Sen yeter ki iste.!

Hadi gülümse, bulutlar gitsin.! “

 

Sait Faik ABASIYANIK 

 

 

Üstad, seni hatırlamadan Burgazada’ya ayak basanın vay haline diyorum…

 

Gülümsüyorum …

 

Hakan Hatay

 

2017 Aralık 04

Featured

60. MASAL ÜLKE : VADİ … ÜTOPYA …

20170922_0060_CEP_1920

 

60 MASAL ÜLKE : VADİ … ÜTOPYA …

 

… Gökyüzü ile form düzleminde iletişim kuran iki yeni ( benim için ) büyük kaya oluşumu daha keşfettim yine Vadi’de …

 

Birini zaten sahada keşfetmiş ve yanına gitmek için gereken o uzun yürüyüşü planlamak üzere bir sonraki vadi buluşmama ertelemiştim.

 

Diğerini ise yine o coğrafyada tanıştığım bir dosta danışmıştım.

 

O bana bir bilgi gönderdi.

 

Ancak elimde başka bir yerde olabileceğine dair farklı bilgiler oluştu.

 

Derin bir coğrafyadan bahsediyoruz.

 

Üç şehrin sınırları arasında yayılan bir Vadi’den.

 

Geçtiğimiz beş ay boyunca, neredeyse her ay bir haftayı mekanda geçirdim.

 

Köylüler ile selam alıp verebilecek, neredeyse kasabalara aşina olabilecek bir saha tecrübesine erişmeye yeni başladım.

 

Çalışmaya, mekanda olmaya, elden geldiğince yeni, daha önce göremediğim derinliklerine gitmeye devam edeceğim inşallah.

 

Anadolu’nun sesini fısıldayan bir büyülü masal ülkesi burası.

 

Hem yıldız fotoğrafı açısından, hem de ND-BULB çalışmaları için inanılmaz kadrajlar sunuyor.

 

Ancak coğrafya kolay bir mekan değil, kendi içinde gereklilikler içeriyor, her türlü doğal ve tarihi alan gibi…

 

Sesini duyabilmek, sahayı tanıyabilmek, ışığın mekanda çizdiği parabolü ezberleyebilmek için çok kez gitmek gerekiyor.

 

Artık kış mevsimi iyiden iyiye yaklaştı.

 

İç Anadolu burası, rakım en az 1000 metre ve daha üzeri.

 

Kar düşer yakında.

 

Kar düşünce gidebilir miyim bilemiyorum.

 

Anadolu’nun sesini bu denli huzurla dinleyebildiğim nadir alanlardan birisi benim için.

 

Vadi …

 

Masal Ülke …

 

Ütopya …

 

Hakan Hatay

2017 Kasım 26

Featured

59. SAPIENS

20170721_0031_CEP_1920

 

59 SAPIENS

 

—————————————-

 

” Yaklaşık 13,5 milyar yıl önce, Big Bang olarak adlandırdığımız bir şeyle madde, enerji, zaman ve uzay ortaya çıktı …

 

 

Bunların ortaya çıkışından yaklaşık 300 bin yıl sonra madde ve enerji, atom adını verdiğimiz daha karmaşık yapılar ortaya çıkardılar, bunlar da zamanla birleşerek molekülleri oluşturdu…

 

….

 

Yaklaşık 3,8 milyar yıl önce, Dünya adı verilen gezegende, bazı moleküller organizma adı verilen oldukça geniş ve karmaşık yapılar oluşturdu.

 

……..

 

Yaklaşık 70 bin yıl önce Homo Sapiens’e ait organizmalar, kültür adını verdiğimiz daha da karmaşık yapılar oluşturdular…

 

Bunu takip eden insan kültürlerinin gelişimine tarih diyoruz…”

 

 

YUVAL NOAH HARARI

HAYVANLARDAN TANRILARA SAPIENS

Insan Türünün Kısa Bir Tarihi

Kolektif Kitap

Sayfa: 17

 

——————————————-

 

 

Sapiens’den kaçma zamanı yaklaştı sanırım…

Kendimden yani …

 

Vadi yine gözümde tütüyor … Kalabalıktan uzakta, sadece kendimle, bazen çok sevdiğim dostlarımla birlikte kalabalığın seslerinden uzaklaşmak iyi geliyor …

 

İşte bu sessizliğin, bu huzurun, bu insansızlığın fotoğrafını yakalamaya çalışmak çok mutlu ediyor beni.

 

Sessizliği uzun pozlamak çok keyifli.

 

Hele insansızlığı…

 

Kayaların binlerce yıldız üzerlerinde biriktirdiği dokulara yelken açmak.

 

İnsanın kendi serüveninde kendisine doğru çıktığı yolculuğun farkına varmasını sağlıyor.

 

——————————————–

 

“Doğayı, tarihi, psikolojiyi anlamak için avcı toplayıcı atalarımızın zihinlerine girebilmemiz gerekiyor.”

 

YUVAL NOAH HARARI

HAYVANLARDAN TANRILARA SAPIENS

Insan Türünün Kısa Bir Tarihi

Kolektif Kitap

Sayfa: 52

 

——————————————-

 

Jared Diamond’un Tüfek, Mikrop ve Çelik adlı kitabından çok etkilenmiştim.

 

Harari’nin Sapiens adlı kitabı da az değil doğrusu…

 

Bunu bitirir bitirmez Deus adlı kitabını okuyacağım. Onu da çok merak ediyorum .

( Homo Deus – Yarının Kısa Bir Tarihi )

 

Sapiens’dan kaçma zamanı yaklaştı sanırım…

Kendimden yani …

 

Vadi seni çok özledim…

 

 

Son dönem tavsiye ettiğim kitaplar :

 

* Tüfek, Mikrop ve Çelik. (Guns, Germs, and Steel ) Jared Diamond

* Sapiens (Sapiens: A Brief History of Humankind ) Yuval Noah Harari

* Homo Deus Yarının Kısa Bir Tarihi  (Homo Deus: A Brief History of Tomorrow ) Yuval Noah Harari

 

 

Hakan Hatay

 

2017 Kasım 23

Featured

58. KARADENİZ

20171118_0034_CEP_1920

 

… 58 KARADENİZ …

 

Ses’lere ulaştığınız açı, sanırım, İkiz Evren’e adım attığınız kapıdır…

 

Duymak ile görmek arasında, başka bir algı türü oluşur.

Tanımlayamadığınız.

 

Karadeniz bir yaşayan su vahası gibi; sesler ile formları aynı anda hissedebildiğiniz bir coğrafya…

 

Ondandır ona olan düşkünlüğüm.

 

Her daim fırtına olmaz elbette, her zaman çok dalgalı değildir deniz, bu kıyısında Anadolu’nun.

 

Hatta bir iç deniz’dir Karadeniz.

 

Haritadan bakınca sanki bir büyük göl dersiniz Karadeniz’e.

 

Durgun, suskun, sessiz bir su birikintisi beklersiniz belki yanına gitmeden.

 

Örneğin Akdeniz açık bir denizdir, ama daha durgundur.

Ama Karadeniz hırçındır.

 

 

Duramaz yerinde. En batıdaki sahillerinde bile o sert yüzünü görürsünüz, o hiç durmadan ses veren, türkü söyleyen, başkaldıran yüzünü.

 

Kuzey başkadır. Kuzey her zaman direniştir, yerinde duramayan, sakin olamayan, susmayan…

 

Ben her Karadeniz’e gittiğimde, her seferinde sahiline ayak bastığımda, bu yerinde duramayan, durulmayan, susmayan Anadolu’yu görürüm.

 

Kuzey değerlidir.

Kuzey direniştir.

Kuzey içimizde hiç durmayan, bu vatana hep sahip çıkan bir sevdadır.

 

Bundandır belki de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün Kurtuluş Savaşı için Anadolu’ya Karadeniz üzerinden geçişi.

 

Bundandır Samsun’un önemi.

Bundandır Karadenizin bizim için değeri…

 

Bu toprakların her karışında, her bölgesinde, her ikliminde varolan vatanımızı sahiplenme sevdamızın önemi daha da belli oluyor sanırım.

 

Bizim topraklarımıza saldıran kim olursa olsun, biz bu toprakları bırakıp başka bir yere gitmeyiz.

 

Ölene dek savunuruz topraklarımızı, bunu hep gösterdik, hep beraber gösterdik.

 

Avcı toplayıcı toplumdan tarım devrimi sayesinde toprağını eken diken, toprağının üzerinde var olan toplumlara geçilince ortaya çıkan bir davranış biçimidir bu. Toprağında tarım yapmayan pek çok Arap ülkesine bakın. Sıkıya gelince hemen yer değiştirirler. Toprak onlar için sadece üzerinde yaşanılan bir coğrafyadır. Ancak Anadolu insanı için toprak vatandır. Vatan terk edilmez.

 

Bundan seviyorum sanırım Karadeniz’i.

Bana beni anlatıyor.

Terketmek hiç bana göre değil.

 

Ses ile Form arasında başka bir algı türü ile iletişime geçiyor, kendimi yaşıyorum Karadeniz’de.

 

Seviyorum Karadeniz’i …

Anadolu’nun her karışını sevdiğim gibi…

 

Hakan Hatay

2017 Kasım 21

 

 

Featured

57. JET SKI

20171107_0001_1920

 

57 JET SKI …

Sonbahar’ı seviyorum…

 

Düşünsel karşılığı nedeniyle değil sanırım bu sevgi sadece; Doğa’da bir Bahar projesinin sonu olduğu ve sonrasında yeniden başlayacak bir bitişi temsil ettiği için değil…

 

Bir fotoğrafçı gözüyle inanılmaz renkler sunduğu için de değil ayrıca..

 

( Onun da önemli bir ağırlığı var kabul etmeli, bu sevgide, ama. )

 

Beni en çok; soğumaya başlayan ama insanı çok zorlamayan ısı değişimi hayrete düşürüyor.

 

Öyle tadında bir soğuma ki bu, yaprakları yavaş yavaş renk değişimine götürüyor.

 

Bu soğuma hızı biraz az olursa yakında gelecek sert soğuklar o yaprakların yeterince sararmadan, hatta hiç kızarmadan, dökülmesine neden oluyor.

 

Ya da tersi, soğuma hızı biraz fazla olur, gereğinden hızlı soğursa hava Sonbahar’da; bu sefer de yapraklar yeşilken bile dökülebiliyor.

 

Bu tepkimenin ilahi terazisi inanılmaz geliyor.

 

Nasıl bir süreçtir bu. Nasıl bir hızdır, çok az fazla olması ya da çok az yavaş kalması sistemi bambaşka sonuçlara götürürken, normal seyrinde devam etmesi yüreklerimize huzur veren harika renkleri sunuyor bize.

 

Bir sanat eseri Sonbahar.

 

Her sene bize sunulan.

 

Bu sanat eserinin daha görünür olduğu coğrafyalarda bulunmak gerekiyor benim açımdan.

 

Doğa’cılar bilir bunu…

 

Sonbahar da, sonrasında çatlayacak olan İlkbahar da bize sergilenen gösteriler adeta.

 

Bu gösterileri kaçırmamalı.

 

Hayatımızda bu gösteriler için planlar yapmalı, bu gösterileri yuvasında, canlı, sonuna kadar yaşamaya gayret etmeli sanırım.

 

Şu “Turizm” illetinin başımıza ördüğü tatil kumsalda güzel geleneğinden biraz uzaklaşıp, ilkbahar ve sonbaharda da izin alabilmeli ( kumsal izininden biraz feragat ederek ) ve bu muhteşem güzellikleri günübirlik geçiştirmemeli diye düşünüyorum.

 

Zaman geçiyor ve maalesef bu sene görebildiğiniz güzellikler seneye tatil mekanı olarak size doğadan uzaklaşmış bir halde sunulabiliyor.

 

O nedenle geç kalmamalı diyorum.

 

Bu göldeki bizim punctum hala yerinde duruyorken, bir Jet Ski’nin altında kalmadan…

 

Hakan Hatay

2017 Kasım 09

 

Featured

54. UZUN POZLAMA ATÖLYESİ

Screen Shot 2017-11-03 at 11.22.29

 

54 UZUN POZLAMA ATÖLYESİ

 

…. 14 Aralık 2017 Perşembe akşamı başlıyoruz.

İFSAK’ta …

 

Daha evvel İleri Çekim Teknikleri Atölyesi adı altında 3 kez açtığım bu atölye yeni sezonda sadece ismini değiştirerek UZUN POZLAMA ATÖLYESİ adıyla devam edecek.

 

Dünyada Long Exposure Photography adı altında çalışılıyor bu fotoğraflar.

 

Biz de bu noktada hem olması gereken ismine dönmek hem de karışıklığı önlemek adına böyle bir isim değişikliğine gittik.

 

http://www.ifsak.org.tr/tr/fotograf-seminerleri/ifsak-uzun-pozlama-atolyesi/6029

 

linkinden gerekli detaylı bilgiyi edinebilirsiniz eğer ilgileniyorsanız.

 

Özetlemem gerekirse; üç temel bölümde anlatmaya gayret edeceğim Uzun Pozlama Serüveni’ni.

 

Birinci bölümde gündüz gün ışığı hüküm sürerken uzun pozlama yapmak isteyenlerin çalışma prensiplerine odaklanacağım. Bu bölüme ND BULB diyorum. Bulb modunu iyice içselleştirmemiz gerek bu bölümü anlayabilmek için. Bu da ister istemez Histogram’a çıkıyor …

 

Neyse, devamı derslerde 🙂

 

İkinci bölümde benim aşık olduğum zaman dilimine odaklanacağız; MAVİ’ye …

 

Üçüncü bölümde ise Yıldız Fotoğrafı konuşacağız. Bu bölümde hem Gökada ( Samanyolu ) fotoğrafı hem de Döngü fotoğrafı üretme tekniklerinden bahsedeceğim.

 

Her üç bölümde de o bölümde anlatılan konu için gerekli ekipmanlar, sahada dikkat edilmesi gereken önemli ipuçları, yapılış şekilleri, olası hatalar, genelde yapılan yalnış çalışma şekilleri vs üzerine pratiğe dair önemli teorik bilgiler vereceğim.

 

İlk iki bölüm için ( ND BULB ve MAVİ ) saha çalışması yapacağız beraber. İşin pratiğinde de birarada olacağız sahada.

 

Yıldız Fotoğrafı için saha çalışması yapılmayacak Atölye kapsamında.

 

Ayrıca her üç bölüm için de Photosop Fotoğraf İşleme Programında bu fotograflar nasıl işlenmeli üzerine dersler gerçekleştireceğiz.

 

Toplamda 10 kez buluşacağız.

8 Hafta sürecek atölye.

 

Dersler PERŞEMBE akşamları saat 19:30 – 22:00 arasında İFSAK Beyoğlu merkezde olacak.

2 Kez yapacağımız saha çalışmaları ise PAZAR günleri olacak.

 

7 Akşam ders anlatacağım, 2 kez sahada pratik yapacağız ve son derste de sahada katılımcılarımızın çalıştığı fotoğrafları değerlendirme ( fotoğraf okuma ) yapacağız.

 

Toplam 10 buluşma yapacağız 8 hafta içinde.

Uzun bir süreç, normal, uzun pozlama anlatacağım.

 

14 Aralık 2017 Perşembe akşamı başlıyoruz.

 

İFSAK’ta …

Tüm Atölye takvim bilgileri, konu başlıkları, detaylar İFSAK Web Sitesinde.

 

http://www.ifsak.org.tr

 

Saygılarımla

Hakan Hatay

2017 Kasım 03

Featured

53. MAVİ

20171029_0059_1920

 

53 MAVİ

 

“Renkler Değişti”  …

 

Çığlık çığlığa renklerin içinde bulunduğu Tayf’a dalınca, nefes alamıyor insan sanki.

 

Boy veriyorsun,

 

nefes boruna su kaçıyor, soluk almakta zorlanıyorsun bir an.

 

Sonra ağız ve burnundaki bütün kemikler kıkırdaklar bir anda devreye giriyor.

 

Bir küçük aralıktan ilk nefes yeniden sızıyor içeriye.

 

Gözlerin gülümsüyor.

 

Tam tıkanacakken,  vücut elindeki tüm imkanları devreye sokup o soluğa ulaşıyor.

 

Böyle inanılmaz bir mücadele nefes almak bünye için.

 

Beyin oksijen ister, her bir hücre oksijen ile vardır.

 

Nasıl önemli…

 

İşte o tıkanan oksijenin yeniden akciğerlere ulaşması gibi : Mavi…

 

Gözlerin…

Bizim için.

Benim için…

 

Mavi’ye dönüştü yaşam…

 

Hakan Hatay

2017 Kasım 02

Featured

52. BAŞKA

20171029_0036_2_cep_1920

52 BAŞKA …

 

Fotoğraf insanı Başka’nın peşine düşürüyor.

 

Normalde gitmeyeceğiniz yerlere gidiyor, bakmayacağınız açılardan bakmaya çalışıyor, devamlı bir arayış içine giriyorsunuz.

 

Sabahın üçünde kendinizi Tuz Gölü’nün içinde ayağınızda nalbur çizmeleriyle samanyolu avlarken, Erfelek Tatlıca Şelale Takımı’nda  en hızlı akan şelalenin içinde tripod kurmuş bir halde veya Frig Vadisi’nin derinliklerinde Aslankaya’nın altında döngü peşinde bulabiliyorsunuz örneğin.

 

Hiç aklınıza gelmeyecek rotalar, birden, sizin için inanılmaz heyecan verici olabiliyor mesela.

 

Hiç, Az, Yön gibi kavramlar logaritmik bir hızla artıyor zihninizde.

 

Başka da bir diğeri.

 

Fotoğraf böyle bir tutku, kendini keşfetmek için, kendi serüveninde yol katetmek için yollara düşüren bir sevda.

 

 

 

——————————————–

 

” Yerini yitiren kişi,

yola çıkmak zorundadır.

 

Yola çıkan kişi, yeni bir yer arıyordur

– ama yola hep bir ( eski ) yerden

çıkıldığını da unutmaz : her varılan yerin de

( yeniden ) bir yola çıkış yeri olabileceğini…

 

Yabancılığını kalıcı kılmak isteyen kişinin,

yerleşikliğinden rahatsız olması gerekir;

ve tersi : yerleşikliğinden rahatsızlık duyan

kişinin, kalıcı bir yabancılık bulması…”

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

I: Çıkış

Sayfa: 70

Metis Yayınları

 

——————————————–

 

Başka bir dünya mümkün elbette.

 

Hakan Hatay

2017 Kasım 02

 

 

Featured

51. TAHTA

20171029_0052_0_1920

 

51 TAHTA

 

… “4. Element…”

 

Yaşamımızdan kayıp giden, kaybettiğimiz ne varsa onda şekilleniyor sanki…

 

Tahta…

 

Bir ara Tahta İskele Defteri diye bir seriye başlamıştım.

Devam ediyor hala.

 

Nerede bir tahta iskele görsem inanılmaz heyecanlanıyorum.

Hemen başına gidip pozlamaya başlıyorum.

Sadece Tahta İskele için yollara düştüğüm oluyor.

 

 

————————————————————————

” Yolcuya, yürünmeden, ‘yardım’ edilemez.

— Duran, yürüyeni anlamaz.

 

Yol üstünde tek ‘yardım’ yolu,

yürümektir.

 

‘Yardım’ yoktur zaten: Ya, yerleşen kişi için,

yanına yerleşmek, ya da, yürüyen kişi için,

yanında yürümek— başka ‘yardım’ yolu

yok …”

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

II.GİDİŞ

Sayfa: 118

Metis Yayınları

————————————————————————

 

 

Tahta ve su, çok yakışıyorlar birbirlerine.

 

Yosun kaplayınca etrafını, canlanıyor tahta, renkleniyor.

Bazen midye sarıyor, o hele bambaşka.

 

Su doku katıyor tahtaya.

Tahta sesi oluyor,

deniz-in.

 

Akışkan Mekaniği derslerine geri dönüyorum üniversitedeki.

Oradan Termodinamiğe.

 

Dört kanundan sonuncusu hiç aklımdan çıkmıyor termodinamiğin :

 

“Sıcaklık mutlak sıfıra yaklaştıkça bütün hareketler sıfıra yaklaşır.”

 

Bundan mıdır bilinmez, mutlak sıfırdan kaçışım…

Hep yürüme isteğim…

 

—————————————————-

 

“Yeni

yer

yoktur.

 

Özgürlük budur belki de:

Sürekli bir yersizlik;

sürüp giden bir yol…”

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

II.GİDİŞ

Sayfa: 144-145

Metis Yayınları

 

—————————————————-

 

Hakan Hatay

2017 Kasım 01

Featured

50. KUBRICK IŞIĞI

20171029_0054_1290

 

50 KUBRICK IŞIĞI

 

…Akşam’a varır bazen …

 

Her zaman varır aslında, belki biz farketmeyiz.

 

Işık azalır…

 

Uzaklaşırken Güneş, hem azalır, hem küçülür.

 

Lezzetlenir ama varlığı.

 

Ya da öyle hissederiz, bilinmez.

 

Lezzet Ses’den ruhumuza üflenen ilahi bir nefestir, çoğu farkına varamadığımız.

 

O inanılmaz An’ın farkına varmak, o Ruh’un fısıltısından doğan müziği dinlemek zorlasa da bizi, unutmamalı, ertesi sabah yeniden doğacak Güneş.

 

Ayakta durmalıyız !!!

 

Nefes almalı ve gülümsemeliyiz.

 

Varlık; yokluğun içinden olmaya başladığından beri,

Var’ız!!!

 

“Güzel günler göreceğiz çocuklar”
Hiç merak etmeyin,

göreceğiz.

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 30

Featured

49. ÖYLE …

dongu_1_1920

 

49 ÖYLE…

Öyle güzelsin ki …

 

İlk gördüğümde seni, üzerinde dönen yıldızları fark etmiştim, öğlen vaktiydi.

 

Işıl ışıl rengarenk izler arasında nasıl daha da güzel olabileceğini hissetmiştim.

 

İzler’in seni nasıl başka bir Alem’e taşıyacağını.

 

Öyle güzelsin ki, mümkün mü unutmak …

 

Senin için geldim bu kez Vadi’ye, yine…

 

Her geldiğimde hep seni görüyorum galiba.

 

Binlerce yıl ötedesin sanki.

 

Ama buradasın, birden.

 

Zihin nasıl bir algoritma ile çalışıyor bilmiyorum ama, unutmak konusunda çok başarılı olamadığı kesin.

 

Öyle güzelsin ki; Vadi’nin en güzelisin bence.

 

Yıldız döndürmek burçlarının üzerinde, ne büyük mutluluk.

 

Kaçıncı gelişim Vadi’ye ben bile unuttum, ama, her gelişimde sana uğramadan yapamadım biliyorsun. Nihayet, açık gökyüzü, harika yıldızlar ve sen …

 

Çevirdim yıldızları üzerinde.

 

Ölsem de gözüm arkada kalmaz artık.

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 26

Featured

48. DI(Y)ALEKTIK : ‘ YANILGININ MANTIĞI ‘ ( KANT )

 

dongu_1920

 

48 DI(Y)ALEKTIK : ‘ YANILGININ MANTIĞI ‘ ( KANT ) …. 

…Yağmurlar geldi …

 

Hava bulut mevsimine devrilirken, zamanın nasıl bir akışkan olduğunu daha iyi anladım.

 

Haraket, momentum, tork …

 

İnsanın yaşam karşısında duruşunu temsil eden kelimeler sanırım.

 

Önce durmak, ayakta, sonra onunla mücadele etmek, sonra da geçici bir süreliğine kazandığını düşünmek.

 

13,5 Milyar yıldır devinen bu düzlemde bir şey olduğunu zannetmek.

 

Nasıl bir ego bu bilmiyorum, kendini hep önemli farzetmek.

 

Yıldızları seyrettiğim gecelerde hep bunu düşünüyorum. Nasıl bir uzaklık bu, belki de içinde bulunduğum gezegenden daha büyük kütleler bana sadece bir noktacık olarak gözüküyorlar.

 

Ne devasa bir mesafeden bahsediyoruz. ?

 

Yıldız Dünyası aslında bana önemli dersler verdi. Hiç bir şey olmadığımı daha iyi anladım. Bu denli büyük bir evrende komik bir haldeyim aslında.

 

Çok olduğunu zanneden ama hiç bile olamayan bir kütleye sahibim.

 

İzler bunu gösteriyor.

 

Tek hoşuma giden, sanırım, onları farkedebiliyor olmak.

 

Bu da zora giriyor gün geçtikçe.

 

Aydınlık ile kendini kirletebilen başka yaşam öğesi var mıdır evrende bilmiyorum.

 

Nefes bile almadan onların izlerinin peşindeyim. Işık kirliliği karanlığı bitirirken, küçük ışıkları görebilmek ne denli zorlaşıyor.

 

————————-

 

“ Bir şey ancak belirli aydınlıkta veya belirli karanlıkta ayırt edilebilir.

 

(Işık karanlıkta ayırt edilir , ki bu karartılmış ışıktır, ve karanlık da ışıkta ayırt     edilir, ki bu da aydınlatılmış karanlıktır.)

 

Bu nedenle, karartılmış ışık ve aydınlatılmış karanlık ancak birbirinin içindedir ve önemleri farklılıklarıdır; öyleyse, bunlar ayırt edilebilir varlıklardır. “

HEGEL

 

—————————

 

Büyük patlama, ol, başla, haydi …

 

Nasıl kabul ederseniz edin, “mevzu” başladıktan sonra bizim zihnimizdeki tanımların çok ötesinde bir zaman geçmiş…

 

Daha ne kadar da geçeceğini bilmiyoruz “Büyük sönme”, dur, bit, yeter denilene kadar …

 

Tanımlar, kavramlar, anlayışımız her ne olursa olsun fazlaca yeterli olamıyor sanırım.

 

Çok büyük bir varlıktan-oluştan-zamandan bahsediyoruz.

 

Sadece, o da olursa en fazla, 80-90 senelik bir ömrümüz var.

 

Yarışabileceğimiz bir yarışma değil bu, kazanabileceğimiz bir oyun değil…

 

Sadece yarışmanın tadına varabilmek kalıyor elimizde.

 

Sadece o kısacık süreyi yapabilirsek mutlu yaşayabilmeye erişebiliyoruz.

 

Vadi’den, meralarda dolaşan keçilerden, köy meydanında yatan çoban köpeğinden, tarlasını süren Mehmet Amca’dan ve gökyüzünde izler çizerek dünyanın haraketi ile dönen yıldızlardan gelen istek üzerine şunu yazıyorum :

 

————-

 

“Uygar kişi rahatsız insandır: sürekli huzur bulmaya çalışır, ama bulamaz – bir noktada dursa, huzura ulaşır gibi olsa, o noktada oluşan konumu onu başka bir noktaya götürür; yani yine, huzursuzluğa…

 

Uygarlığın duru-durağı yoktur.

 

Bu yüzden, temelde, yorgun insandır uygar kişi: Çabasının noktalararası geçişlerinde, bezginlik çullanır üstüne. Böylece, ulaşır gibi olduğu huzurdan uzaklaşmak için, bezginliği altetmek zorunda kalır. Rahat bir bezginlik ile huzursuz bir umut arasındaki yoldur yürüdüğü.

 

Böylece de, kuşkulu insandır uygar kişi : bir türlü emin olamaz – olsa, duyduğu güvenden kuşkulanır; yine, huzursuzluğa gider…

 

İlkesi, “şüphelenmiyorum, demek ki yanılıyorumdur.”

 

( Onun ‘diamonion’u Sokrates’inkinin yaptığının tam tersini yapar : sahibini, o doğruyu bulduğunu sanınca tırmalar. ) “

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

sonra

uygarlık üzerine notlar

Sayfa: 52/53

Metis yayınları

—————————-

 

Kant bu … Bir ‘acayip’ insan …

 

————————

 

“Immanuel Kant ve Ödev Ahlakı
Ona göre evrensel ahlak yasası mümkündür. Fakat böyle bir yasa doğa yasası gibi olanı değil, olması gerekeni içeren bir yapıda olmasıyla mümkündür. Bu yasa bizim içimizde var olan iradeyle gerçekleşir. Bu, otonomidir. Otonomi “Yasası kendi içinde olmaktır.” ki bununla birlikte özgürlük ortaya çıkar. Yani insan kendi ahlak yasasını kendi belirler. Bu, ahlaki eylemin temel şartıdır. Bu ahlak yasasına uymak zorunluluk değil, bir ödevdir.”

 

————————

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 25

Featured

47. HUZUR

20171020_0078_CEP_1920

 

47 HUZUR

 

…Biriken bilgi …

 

Enerji gibi; yaşama enerjisi, huzur enerjisi, tutku enerjisi … Ne derseniz.

 

Aydınlık olduğunu zannettiğimiz neon kirlilikten, karanlık olduğunu zannettiğimiz aydınlık iklimine gelmek nasıl huzur verici.

 

Anadolu…

 

Daha doğuya, daha yükseğe gitmeliyim…

 

Yıldızlara daha fazla yaklaşmalıyım, biliyorum.

 

Önümüzdeki senenin programına aldım, kısmetse.

 

Sağlık sıhhat olursa, ağız tadı olursa, seneye inşallah…

 

Şu anda 1000 metre civarında bulunduğum coğrafya, seneye 1600 metre rakıma gitmek istiyorum.

 

“Du bakali noolcak…”

 

İki gün sonra tüm Türkiye yağmurlu soğuk havaya girecek, muhtemelen bu senenin son yıldız günlerini idrak ediyorum. Yine ara ara kısa süreçlerde uygun zamanlar olur elbette . Ancak uzak coğrafyalara gitme için planlama iyice zorlaşacak.

Artık Polaris, Karadeniz… Marmara’da Gökada zor…

 

Şaka değil, kışa giriyoruz …

 

Önce biraz sonbahar, Yedigöller’de renk tayfı …

Yıldız deryasından renk deryasına…

 

Umarım kızarmıştır “o şarabi eşkiyalar…”

 

Hakan Hatay

 

2017 Ekim 21

Featured

46. KYBELE

 

46 KYBELE

20171019_0028_CEP_1920

 

“Kibelenin çocukları burada”

 

Anadolu toprağında Ses aramaya devam, başka galaksilerden Anadolu’nun taşına toprağına fısıldanan, fısıldanmakta olan hala …

 

İstanbul’da kendimi ne kadar yabancı hissediyorsam, buralarda o denli yerliyim.

 

Dün akşam tripodumu kurduğum kayanın dibinden üç tane sürü geçti, bir büyükbaş, iki küçükbaş sürüsü…

 

Nerden bilebilirdim ki, keçiler kadrajı hissediyorlar…

 

Nasıl yaramazlar, nasıl meraklı… Tripoda ve makinaya nasıl bakıyorlar, merak ediyorlar, dibine gitmek istiyorlar…

 

Alan savunması yaptım, tripodun çevresini korudum, dokunmasınlar, kadrajım titremesin diye ellerimle…

.

Basketbol maçında alan savunan bir oyuncu gibi, ellerim açık… Ama bir yandan da kahkahalarla gülüyorum…

Keçiler, inekler, koyunlar, katırlar…

 

Allahtan sürüler küçüktü, fazla zor olmadı alan savunması, Allahtan kadrajımın başındaydım ağıla dönen yaramazlar oradan geçerken.

 

Saha inanılmaz, ne çok eğitim veriyor insana, hala, hiç durmadan…

 

————————–

Çünkü yollar bulunmaz: yürünür,

yerlerde ise olsa olsa, durulur –

onlar, bulunur artık, yürünmez….

ORUÇ ARUOBA

Yürüme

—————————–

“Kibelenin ruhu buralarda hissediyorum”

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 20

 

Featured

45. VATAN ANADOLU

 45 VATAN ANADOLU …

 

20171018_0021_1920

Vadi bir yazdan kalma açık gökyüzü ile karşıladı beni .

Hoş onca yaz döneminde geldim ama görmedim ben bu denli açık bir gökyüzü Vadi’de.

 

Normalde İç Anadolu genelde değişken bir gökyüzüne sahiptir.

 

Her türlü hava durumunu çok kısa süreler içinde yaşarsınız burada.

 

Sabah yağmurlu başlar, öğlen parçalı bulutluyken bütün gece açabilir, ya da tersi.

 

Son iki gelişimde biraz daha sabit bir hava durumu ile karşılaştım..

 

Bu biz yıldızcılar için bulunmaz nimet elbette.

 

Meteo ne derse o olunca, planlama yapmak inanılmaz kolaylaşıyor.

 

Sanırım tek dert hava açık olmasına rağmen çok soğuk, kuru soğuk diyorlar buna, sanırım Ankara’lı dostlarım beni daha iyi anlarlar.

 

Ama soğuk olması da bizim için iyi, Sensör fazla ısınmıyor, noise azalıyor, Sensörün ısınmasından oluşan gürültü alt seviyelere iniyor.

 

Bu gürültü o denli sıkıntı yaratmıyor ama, olsun, sıcakta çalışmasındansa kuru soğukta çalışması her zaman evladır fotograf makinesi açısından. Bir tek pil performansı düşer, o da yeterli yedek piliniz varsa sorun olmaz.

 

Yavaş yavaş artık mevsimin son gökadalarına şahit oluyoruz. Muhtemelen sonbahar ile birlikte daha fazla bulut ve kapalı hava ile karşılaşacağız. ( Umarım öyle olur ve gerekli miktarda yağış gelir, nüfusumuz çok, susuzluk yoksa millet olarak bizi çok zorlar )

 

Bir yandan Vadi Masalı devam ediyor elbette.

 

Buralara ağır inşaat ve siteler girmeden, sadece küçük köylerin var olduğu bir hayal aleminde Vadi’yi yaşamak gerçekten huzur verici.

 

Afyon her geçen gün çeperlerini büyütüyor, etraftaki diğer illerle beraber Vadi’ye her geçen gün yaşam inşaat buyuruyor, ya da rant diyelim. ( Henüz daha büyük bir tehlike yok ama malum her şey bir anda değişebilir. )

 

Hala direniyor Vadi, Frigler’den gelen o ruhuyla, hala var olmaya, temiz kalmaya, huzur vermeye devam ediyor.

 

Umarım bu durum hiç değişmez…

 

Biraz da bundan sanırım Vadi düşkünlüğüm. Bu arkadaş neden taş toprak fotoğrafı peşinde diyebilirsiniz. O denli az kaldı ki o taş toprak …

 

Aynı tahta iskeleler gibi…

 

İnsanın huzur bulduğu bir coğrafyada olabilmesi en büyük mutluluk.

 

Tüm Frig Uygarlığı’na selam gönderiyorum, tüm Anadolu medeniyetleri’ne…

 

Böyle bir kıtada yaşamak ne güzel. 200 Yıl’dan evvel bir şeyi olmayan bir ülkede yaşamak istemezdim, istemedim de zaten.

 

Ne kadar zor olsa da, insanın kendi vatanında yaşaması kadar güzel bir duygu yok bence.

 

İç Anadolu’da bu denli Kurtuluş Savaşı’na dair izin olması bundan sanırım.

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 19

 

Featured

44. AIZANOI

44 AIZANOI …

20170925_0008_CEP_1920

Araştırmalarım devam ediyor; Vadi’ye çalışmaya devam.

 

Önce bilgisayar başında, sonra sahada…

 

Bu kez Kütahya tarafından geçeceğim Vadi’ye. Afyon’a kadar devam.

Geçen Ay Eskişehir tarafına daha çok zaman ayırmıştım.

 

Bu ay muhtemelen daha çok Kütahya ve Afyon tarafı olur.

Tabi belli olmaz, meteo ne derse, ona göre şekillenir rota.

 

İkbal Lokantası Afyon yapmadan olmaz…

 

Bakalım rüzgar ne yöne savuracak beni.

 

Tahminen yıldız olmaz, bulutlar izin vermez..

Ama belli de olmaz 🙂

Bulut olursa Bulb, olmazsa Yıldız.

 

Yine ‘Tapınak’a’ uğrar mıyım bilmiyorum, bakalım.

 

Her şey coğrafyadaki meteo durumuna bağlı.

 

———————–

 

” Bir yeri, gerçekten ve toptan terketmeyen,

yeni bir yola çıkamaz. ( Tanrı Lut’a

boşuna dememişti ya, “Geriye bakmayacaksın”

diye…)

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

1 Çıkış

Sayfa:91

Metis Yayınları

 

———————-

 

2017 Ekim 16

Featured

43. MİDAS ANITI, YAZILIKAYA

20170924_0105_1920

43 MİDAS ANITI, YAZILIKAYA …

 

Yeni doğdu güneş … Saat : 06:52…

 

İlk ışığı sabahın, taze …

 

Bulut yoktu doğuda…

 

Olmaz her zaman bu güzel durum.

 

Bu foto 06:57 … Beş dakika sonra gün doğumundan, biraz daha canlandı ışık.

 

İlk ışığın da karesi var, ama ben bunu daha çok sevdim.

 

Çok az, canlanınca ışık.

 

Hepsi var, Mavi Saatler’den ışık sertleşene kadar, Midas Yazılıkaya, yine dayanamadım, yine gün doğumuna da şahid oldum, ilk sabah ışıklarının Yazılıkaya Midas Anıtı’nı kucaklamasını izledim.

 

Kybele’ye selam olsun.

 

Köyün Delisi’ne…

 

Yıldız fotoğrafı çalışmak böyle bir şey, gün batımı gün doğumuna karışıyor hafıza kartınızda. Uyumuyorsunuz ama değiyor. Çay, kahve gırla, onlarsız olmuyor. Ertesi gün final sınavı var gibi, sabahlıyorsunuz… İnsanı Kampüs’e döndürüyor… Çaya, kahveye gömüldüğünüz o günlere…

 

Sabah Mavisi bir başka, zor ama …

 

Pozlama tersine işliyor. Her geçen dakika ışık sertleşiyor.

Her geçen dakika lezzet azalıyor.

 

Akşam Mavisi’nin tersi bir durum bu.

 

Logaritmik olarak artıyor ışık, akşam mavisinde logaritmik olarak azalırken.

 

Her ikisi de güzel, farklı, sessiz…

 

Siz duymadıkça, hiç farkına varmazsınız.

 

 

—————–

 

“Sıkıntısını çektiğimiz şeylerin

sıkıntısını, ötekilere çektiririz.

 

Ötekilere çektirdiğimiz sıkıntılar,

kendi sıkıntılarımızdır.

 

Sıkıntılarımız zaten,

ötekilerininkilerdir.”

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

BİZ

Sayfa:36

Metis Yayınları

 

————————

 

Sabah ışığını en güzel anlatan bu güzelliğe selam olsun.

Özledim.

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 16

Featured

42. POZLAMA

20170922_0086_CEP_1920

 

42 POZLAMA …

 

Pozlamanın temel çıkış noktası, fotoğrafta, olan ışığı en doğru şekilde ( miktar ve süre parametrelerini kullanarak ) Sensör’e ulaştırmaktır.

 

Sensör, algılayıcı, içerde beklerken ( yüzde yüz karanlık bir ortamda ), deklanşöre basan doğru miktarı doğru sürede ulaştırmalıdır O’na…

 

İçilmesi gereken su gibi, hani elini musluğa dayayıp kana kana içersin ya susuz kalınca, Sensör’ün ışığa ulaşmasını sağlamalısın.

 

Karanlığın içindeki Sensör, ışığı hücrelerinde hissetmeye başlayınca, görüntü oluşmaya başlar bedeninde.

 

Karanlık Oda’da fotoğraf basarken yaşardım bunu. Agrandizörde pozladığım bembeyaz fotograf kağıdı, geliştirme banyosunun olduğu küvette beyaz sıfır halinden görüntülü haline evrilirdi. Bembeyaz bir kağıttan görüntünün oluştuğu bir fotoğrafa ulaşma süreci fotoğrafçıyı derinden etkiler…

 

Pozlama yaparken doğada, aynı durumu düşünüyorum hep. İçerde ‘bembeyaz’ olarak küvette bekliyor Sensör adeta.

 

Onu, aynen karanlık odada geliştirme banyosunda bekleyen bir beyaz kağıt gibi pozlamalıyım.

 

Belki bundandır Uzun Pozlama’ya düşkünlüğüm.

 

Sayısal alemden beni alıp, adeta, Analog aleme döndürüyor sanırım.

 

Yaşamdan kopup Karanlık Oda’ya dönüyorum, sonra, karanlıktan yeniden ışığa çıkıyorum.

 

Pozlama, yaşamı anlatıyor.

 

Pozlamayı doğru yaparsam, huzura ulaşıyorum; gözlerim gülüyor, sesim kamaşıyor, neşem yerine geliyor.

 

Pozlamanın temel çıkış noktası, yaşamı doğru algılayabilmektir. Çok tantanalı bir cümle biliyorum, fazla iddalı, gereksiz kibirli.

 

Ancak Sensör’de az iddalı değil ki. Eğer fotoğraf sevdalısıysanız, bence, yapacağınız en büyük hata, pozlamayı başaramamaktır.

 

Fazla pozlama da, eksik pozlama da inanılmaz sıkıntılar yaratır.

 

Aynı hayattaki gibi.

 

Ne fazla olmalı, ne de eksik.

 

Kilit tam burada.

 

Çoğu zaman ulaşamadığım.

 

———————–

” Bir adım,

yere basan iki ayak arasındaki uzaklık

değildir;

gövdeyi taşıyan bir ayak,

ilerleten öteki ayak – ve,

bir önceki ile bir sonrakilerde,

hep yer değiştiren ayaklar—

arasında sağlanan sürekli devinimdir.”

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

III Varış

Sayfa: 133

Metis Yayınları

————————

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 15

Featured

41. Bulut Denizi’nde…

20170918_0079_CEP_1920

 

41 Bulut Denizi’nde …

 

… Mitolojik bir Masal gibi uçuşuyor bulutlar gökyüzü denizinde…

 

Havada asılı duran Peri’ler bulutların kanatlarına binip yarış ediyorlar birbirleriyle.

 

Masal Alemi gibi Vadi.

 

Hiç durmuyor havadaki hareket…

 

İnsan Uzun Pozlama sevdalısı olunca, daha dikkatli inceliyor bu devinimi.

 

Artık, havada asılı olan bulutlar, yetmiyor.

 

Hareket ederken çizdikleri İz daha ilginç geliyor sanki.

 

Aynen gökyüzünde asılı halde duran yıldızların yetmediği gibi.

 

İz birden Asıl oluyor, Suret sanrısının tersine.

 

Masal bu İz’de saklı galiba.

 

Duymak için mısraları, peşine düşüyor İzci…

 

 

Anadolu bu Masal Alemi’nin mahallesi…

 

… Vadi; Sokağı …

 

Adeta huzurun adresi…

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 13

 

Featured

40. ANADOLU

20170916_0081_1920

 

40 ANADOLU …

 

Çağırıyor arkadaş …

 

Gitmezsem, eksik kalıyorum …

 

Amaç fotoğraf çalışmak mı bilmiyorum. Anadolu’ya inmek kuzeyden, rakımı değiştirmek, coğrafyayı, karşıma çıkan insanları …

 

Hangisi daha önemli bilmiyorum.

 

Tek aklımda olan, hızla uzaklaşmak İstanbul’dan, kaosdan …

 

Çağırıyor Periler…

 

Sen gel; biz sana huzur bulabileceğin, burada kalabildiğin süre ile sınırlı da olsa, bir zaman dilimi sağlayacağız diyorlar.

 

Anadolu …

 

————————–

“Yolunu kendin yürüyebilmek için,

yönünü kendin koymak zorundasın.

 

Yönsüz yol yoktur — yol, ancak,

bir yön ve bir yürümeden oluşur:

Yeni bir yol, yeni bir yön demektir.

 

Yürünmemiş yol, yol değildir.”

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

II Gidiş

Sayfa: 109

Metis Yayınları

————————-

 

Anadolu …

 

Az kaldı ayrılık, yine…

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 11

 

Featured

39. SAPPHO

20170924_0356_1920_1.jpg

 

39 SAPPHO …

 

Sappho … Bilinen ( arda kalan ) ilk kadın ozan …

 

——————–

“Bir Afrodit kültü rahibesi olan Sappho, bağlı bulunduğu kültün de kendisine vermiş olduğu rahatlığa dayanarak özgürce içinden geçeni söylemiş, açık ve yürekli bir tutum sergilemiştir.

 

Dilindeki bu içtenlik ve açıklık sayesinde eserleri, tüm ardıllarını ve benzerlerini geride bırakarak yüzyılların ötesine geçmiş, çağlar boyu öykünülmüş, eleştirilmiştir.”

 

——————

 

” Söyleyin herkese,

 

En güzel türküleri

çağıracağım bugün

dostlarım için”

 

SAPPHO

Sappho Şiirler

Türkcesi: Cevat Çapan

Sayfa:9

Alaz yayıncılık

———————

 

Mitolojik Masal Alemi’nden bir ses Sappho, arda kalan.

 

Binlerce yılı devirip ulaşmak geleceğe.

Zamana meydan okumak.

 

Dilimde Mitolojik Yıldız Perileri… Gökada’ya bakmak böyle bir etki yaratıyor sanırım. İnanılmaz bir güzellik bu, tarifine ulaşılamayan.

 

Karanlıkta ışığı aramak insanı biraz ‘Masalcı’ yapıyor.

 

Aslında daha doğru bir anlatımla; önce karanlığı aramak, ardından, karanlığı bulunca oradan ışığı demlemek.

 

İnsan kendini kolaylıkla Sensör’ün yerine koyabiliyor böyle bir pozlamaya erişince.

 

En azından Sensör’ü anlayabiliyor.

 

Toplayabildiği bilginin mahiyetinin aslında ne denli önemli olduğunu…

 

———————

 

” Aldım elime lirimi

 

Gel, dedim, benim

kutsal deniz kabuğum

konuşan bir çalgı ol.”

 

SAPPHO

Sappho Şiirler

Türkcesi: Cevat Çapan

Sayfa:14

Alaz yayıncılık

 

——————–

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 09

Featured

38 VADİ …

20170918_0445_1920

 

38 VADİ …

— Yıldız çalışması “Saha’da”  öğreniliyor …

Ancak, öncesi de önemli muhakkak …

Teorik altyapıyı edindikten sonra makinanızla ne zaman barışırsanız o zaman yavaş yavaş başlıyor sonuçlar…

.
3 Temel öncelik var bence:

.
1) Fotoğraf Makinası: Kişi fotograf makinasını, menusunu, fonksiyonlarını “gözü kapalı” bilecek, en azından temel olanları…
Karanlıkta, ışık yakmadan onları biliyor olmanız gerek. Her durumda cep telefonu feneri veya kafa feneri yakmaya kalkarsanız, beraber gittiğiniz dost grubunu bir daha bulabilmeniz zor.

 

Çok bağımlı bir iş, eğer ekip olarak sahaya çıkıldıysa, takım elemanları birlikte çalışabilmeli ve herkesin kendi makinasıyla olan iletişimi ileri düzeyde olmalı.
Takım çalışması bunu gerektiriyor, beraber haraket edebilmeyi…

.
Bu konuda gerçekten şanslıyım kendi adıma. Beraber Yıldız’a çıktığım tüm dostlarım beraber karanlıkta fotoğraf çalışma konusunda inanılmaz hassaslar.
Herkes birbirinin hayatını kolaylaştırıyor …

.
2) Teorik Altyapı: Buna hakim olmanız gerek. Gündüz 1/125 fotografı gibi değil bu iş. Netleme gibi devasa bir sorun var. Kadrajı kurabilme ( çoğu kez karanlık yüzünden tam olarak göremiyorsunuz ) bile oldukça meşakkatli. Bir çok işi az pil tüketerek halletmek zorundasınız. Gece uzun, siz doğadasınız…

 

İzlenmesi gereken temel adımlar var, sonrası sizin yoğurt yiyişinize göre farklılaşabiliyor, hava durumuna, bulut durumuna, nem durumuna, elinizdeki donanımın durumuna vs.

.
Değişik koşulları daha evvelden tecrübe ettiğiniz ölçüde doğru hamleler yapabiliyorsunuz farklı bir durum oluştuğunda.

 

Yani benim sloganım devreye giriyor :
Önce Saha’da Olmak Gerek …

 

Ne kadar sahada olursanız o kadar tecrübe artıyor malum…

 

3) Temel Fotograf Bilgisi: Kişi temel fotograf bilgisine sahip olacak, ışığı bilecek, histogramın dilinden anlayacak, kompozisyon kurallarından haberi olacak.

( İFSAK Temel Fotoğraf Eğitimi diyorum bu noktada. Her derse farklı eğitmen geliyor, bir çok buluşma, değerlendirme, saha çalışması, en önemlisi en az 6 ay süren proje çalışması… Hepsi İFSAK’ta. Temel fotograf eğitimi alacaksanız, İFSAK diyorum.)

 

Kompozisyon-kadraj kurgusu hakkında bir farklı yanınız daha gelişiyor, olmayan kadrajı hayal ediyorsunuz yıldız çalışmasında … “İzlenimci” oluyorsunuz, var olanın farklı bir haline göre kadraj kurguluyorsunuz.

.
Bence kişinin kompozisyon temeline katkı sağlıyor bu. Görmediğini ama olacak olanı hissedip ona göre kadraj yapmak.

 

Bir çeşit kadraj çalışması gibi…

 

Elbette pek çok Saha’ya dair zorluklar var. Ama güvenliği elden bırakmadığınız sürece ve güzel takım çalışması yapacak dostlarınızla bir arada olduğunuz sürece fazlaca sorun çıkmıyor. Yeterli donanımınız ve yeterli bilginiz olduğu sürece yıldıza çıkmanın keyfini yaşayabilirsiniz.

Bir de son olarak; naçizane tavsiyem; akşam yemeği başka yerde yiyerek yıldıza gidilmez. Yetişmez çünkü … Mavi kaçar, simsiyah döngüler alırsınız. Akşam yemeği Döngü’yü kurduktan sonra sahada yenir. Paket yaptırılır, yanına alınır veya çok hamaratsanız mekanda hazırlarsınız yemeğinizi.

.
Ancak, akşam yemeğimizi de yiyelim sonra mekana gidelim olmaz !!!

İnanın bana olmaz …  Onca kilometreyi yemek yemek için gelmediniz ki … Yemek yersiniz, önce Mavi’yi yakalayın derim ben.

Saygılarımla

Hakan Hatay

2017 Ekim 08

Featured

37. SOKAK’TA ŞİİR

IMG_20171007_182714_2

 

 

“Kalbinde yer aç güzelim, sorun değil ben ayakta da giderim!”

 

Sokakta, bir bahçe duvarına, bir evin sokak yakasındaki yüzüne, bir okulun sokağa bakan cephesine …

Bir pencerenin altına, bir garajın üstüne …

 

Sokak şiiri.

Sokakta nefes alan.

 

Tümce çıkışlı, cümleye nadiren evrilen, evrilse de ikinci cümleye başlamayan.

İkinci cümleye hayatı boyu hiç başlamamış olan bir mavi gözlünün duvarından.

 

“devrim şiirle gelecek”

 

Devrim özleyerek gelecek. Özledikçe gelecek devrim. Özlemeyi bırakmamak lazım. Hep özlemek lazım.

 

Özlemek bile güzel.

 

—————————–

“Ey Özlem Çeken —

yalnızlığını b e s l e …”

 

ORUÇ ARUOBA

Uzak

Özlem Çekene Kılavuz

Sayfa:78

Metis Yayınları

——————————

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 07

Featured

36. BULB MODE

20170922_0067_CEP_1920

36 BULB MODE —

 

Uzuuuun uzun pozlama, gündüz güneş bile varken, başladı…

Bulb yasağı kaldırıldı.

 

Fotoğrafçılar ağlarını atabilecek 01 Ekim itibariyle.

Gökyüzüne ve denize Bulb Atma Sezonu hayırlı olsun.

 

Sensörler temizlendi, ( işin üstadları tarafından yapılmalı muhakkak, elime kolonyalı mendil aldım, aynayı kaldırıp bir güzel temizledim sensörü gibi bir cümle, aman haa… Sakın haa… Sensör temizliği hassas iştir, aman siz kendiniz girişmeyin, bir üstadına, emanet edin makinanızı derim ben temizlik için )

 

Tripodlar yağlandı, bakımı yapıldı.

( Zaten hep bakımlıydı ya neyse )

 

Sandalyeler ( Kamp sandalyeleri ) elden geçti.

Çay için kamp ocağı ve Türk Kahvesi için cezve, kutusuna yerleştirildi.

Termoslar, muglar hazır…

 

Yedek piller tamamlandı.

Yine yola çıkılacak ve muhtemelen 8-10 saat arası pozlama yapılacak.

Kolay değil, hele Anadolu’ya çıkılıyorsa en az gidiş 1500 km… Gidiş dönüş 30000 kmden bahsediyorum.

 

Yıldız sezonunu kapattık, Bulb sezonunu açtık.

 

Gidilen yerde pilim bitti gibi bir cümle ayıp kaçar.

O nedenle Pil Parkı tamamlandı.

 

Daha gidilecek çok mekan pozlanacak çok coğrafya var.

 

Doğa, manzara, Bulb, Mavi Saatler …

Yaşamak fotoğrafçıya güzel.

 

Canon’larım hazır, pil parkım sağlam, tripodlar canavar gibi, filtreler temizlendi …

 

Bulb Mode sezonu başlıyor…

Benden söylemesi.

 

Hakan Hatay

 

2017 Ekim 04

 

Featured

35. GERDEKKAYA MEZAR ANITI

20170924_0373_1920

35 GERDEKKAYA MEZAR ANITI

————————————

Gerdekkaya Mezar Anıtı
” Bölge halkının “Kızlar Manastırı” olarak adlandırdığı bu anıt, Seyitgazi, Çukurca Köyünün 500 m kadar batısındadır.

Grek mimarisi içinde Dor Mimari stilinde, iki sütunlu bir tapınak cephesi biçiminde, volkanik tüf kayalığa oyularak, yekpare bir şekilde işlenmiş arcosoliumlu iki mezar odalı anıtsal bir kaya mezarıdır.

Dor mimarisinin en ince detayları kayaya işlenmiştir. Hellenistik Çağ’a tarihlenen anıtın üçgen alınlığının altında triglif-metop sıraları bulunmaktadır. 1991 yılında Eskişehir Arkeoloji Müzesi tarafından restore edilmiştir.”

————————————-

 

Vadi’de yaptığım yolculuk devam ediyor. Farklı alanlarına zaman ayırmak, oralarda gece sabaha kadar bulunmak mutluluğunu yaşıyorum.

 

Midas Anıtı’na defalarca gidip en sonunda bulutsuz yıldızlı bir gökyüzüne ulaştım.

Kolay değil, Anadolu bu, yaz bile olsa bakıyorsunuz birden bulutlanıveriyor.

 

Şükür bu yaz önemli noktalardan Yıldız Döngüsü ve Gökada karelerine ulaşabileceğim zaman dilimlerinde olmam gereken alanlarda bulunabildim.

 

Ama serüven durmaz, yolculuk bitmez…

Sağlık oldukça gitmeye devam edeceğim inşallah.

 

Artık Eylül bitimiyle birlikte, Yıldız Sezonu zora girdi.

Olur belki yine, ama, sonbahar ve kış dönemlerinde daha çok Bulb fotografına devam edeceğim, gündüz gün ışığında.

Mavi saatler zaten kaçmaz…

 

Vadi, Masal Alemi …

 

Her gittiğimde, başka bir Masal anlatıyor bana.

 

Ciddi ciddi özlüyorum Vadi’yi …

 

—————-

” Özlemin varlığı, yokoluşu içindir; ama, yokolmadığı için, varolur.”

 

ORUÇ ARUOBA

Uzak

Özlem Çekene Kılavuz

Sayfa: 46

Metis Yayınları

——————

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 03

 

 

Featured

34. MUŞKİLİ MİTA

20170923_0643_CEP_1920

34 Muşkili Mita

———————

“Kral Midas ya da Asur kaynaklarındaki adıyla Muşkili Mita, MÖ 738 – MÖ 696 yılları arasında, Frigya’nın Polatlı’da  kurulmuş olan başkenti Gordion’da yaşamış olan efsanevi Frigya kralıdır.

Krallığı gibi yaşamı ve ölümü üzerine de mitolojiler yazılmıştır. Yaşamı boyunca acılar çekmiş olan Midas, “eşek kulak”larıyla ya da “dokunduğu her şeyi altına çevirmesiyle” ünlenmiştir.”

———————-

 

Sabahın ilk ışıklarıyla Altın rengine bürünen bir Anıt bu.

Zihnimde hep o kızıla çalan sarı rengi ile yankılanıyor.

 

Gün doğarken, doğuda hiç bulut olmadığında, eğer orada olabilirseniz, ilk ışıklar ile adeta altın yaldızla kaplanan bir kapı göreceksiniz.

 

Bir Masal Alemi’ne açılan …

Midas Anıtı, bir geçit gibi.

Bu geçitten geçebilmek için tek şart var; sabah gün doğumunu orada karşılamak.

 

Defalarca yaşadım bu inanılmaz An’ı, Yazılıkaya’da, Midas Anıtı’nda…

Mitolojik bir cümlenin içinde özne gibi hissediyorsunuz kendinizi, bu mekanda bulunuca.

 

Aslında bu coğrafyada demeliyim. Tüm Vadi hiç durmadan Masallar anlatıyor size.

Anadolu’yu anlamak için çıkılan yolculuk, bence, Vadi’den geçiyor.

 

Vadi, yaşamın anahtarı…

————————————————————

” Kut, yaşamının tam ortasında durandır-

hiç kıpırdamadan … “

 

ORUÇ ARUOBA

yakın

Kut Arayana Kılavuz

Sayfa: 122

Metis Yayınları

———————————————————-

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 03

Featured

33. KARAHİSAR

33 KARAHİSAR

 

20170923_0010_CEP_1920

————————

“Bilindiği kadarıyla ilk olarak Hitit egemenliğinde olan Afyonkarahisar toprakları, sonra sırası ile Frigya ve Lidya egemenliğine geçti. Daha sonra MÖ 6. yüzyılda Pers egemenliğine giren Afyonkarahisar’ı Büyük İskender fethetti. Onun ölümünden sonra Slevkos ve Bergama Krallıkları’nın egemenliğine giren topraklar, daha sonra Roma İmparatorluğu topraklarına katıldı.

Alparslan’ın Malazgirt Savaşı’ndan sonra Türklerin Anadolu’yu fethiyle Sultan ı. Mesut’un emri ile Akronium Kalesi’nin eteklerine Karaşar Türkleri yerleşmiş ve daha sonra kaleye Karahisar adı verilmiştir.”

———————–

 

AfyonKarahisar … Anadolu’nun en bence farklı illerinden birisi.

 

Vadi’nin kenarında bir Anadolu Kenti.

Çeperleri çok büyümüş, genişlemiş.

 

Anadolu’daki pek çok kara yolunun ortaklaştığı önemli bir merkez.

Ancak şunu söylemeliyim, esas ana caddesi, Eski Afyon, çok görülesi bir mekan.

Özellikle yemek, tatlı, lokum vs yönünden çok zengin.

 

Transit geçişte yol üzerindeki zincirlerden hariç, Afyon merkezinde inanılmaz lokantalar var.

 

Örneğin tarihi İkbal Lokantası Afyon Şehir Merkezi’nde.

 

Bir fotoğrafsever için nasıl güzel bir şehir, her yönüyle.

Afyon’u çok seviyorum kendi adıma. Bir çok kez gittim ve gitmeye de devam edeceğim inşallah.

 

İstanbul çıkış, mekana varış 6-7 saat civarı.

 

Uğrak noktalarımdan birisi oldu Afyon.

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 01

 

 

Featured

32. MİLET’Lİ ANAKSIMANDROS

dongu_amiral_2_1920

 

 

32  Milet’li Anaksimandros

——————-

” Dirk Couprie <2003> Anaksimandros’un kozmolojisinin radikal bir başka yeniliğinin altını çizmiştir. Onun zamanına dek gökyüzü, dünyanın en son sınırı olarak algılanıyordu. Güneş, Ay ve yıldızlar insanlığın gözünde, dünyamızın tavanı olan aynı gökyüzünde, bizden eşit uzaklıkta yer değiştiren varlıklardı.

 

Anaksimandros gökyüzüne bakarak ilk kez onda bir kubbenin tavanını görmeyip gök cisimlerinin çok farklı uzaklıklarda konumlanabilmiş olacaklarını kafasında canlandırdı.

 

Gökyüzünün derinliğini gördü.

 

Yıldızları, Ay’ı ve Güneş’i destekleyen bisiklet tekeri telleri gördüğü dikmelerin sayısı, hem onlara verdiği özel değerler bakımından hem de bu sayıların bir anlam taşıyabileceği fikri bakımından önemsizdir.

 

İçi bir kutuya benzeyen bir dünyadan, açık bir dış uzayın içinde yüzen bir dünyaya geçilmiştir.

 

Couprie’nin dediği gibi, Anaksimandros bir bakıma kosmos’un açık uzayını icat etmiştir.

 

Aşikar ki bu, çok önemli etkileri olan bir kavramsal yeniliktir. “

 

MİLETLİ ANAKSIMANDROS

ya da bilimsel düşüncenin doğuşu

Carlo Rovelli

Sayfa: 79

Bilge Kültür Sanat Yayınları

——————

 

Anadolu; insanlık tarihinin, bilim dünyasının, yaşamın başlangıcı…

Milet’ten bir filozof çıkıyor, bir bilim insanı… M.Ö. 550 li yıllarda…

 

Rönesans’a, sonrasındaki ilerleyen dünyaya bir kapı açıyor.

 

Vadi’de bunlar geliyor aklıma, bu güzel insanlar.

Yıldız kümelerinin arasında kaybolduğumda, onlar ses ediyorlar uzaktan, uzaklardan.

 

—————-

 

” ( Her ) yerini,

yeni bir yol kılmayı öğren,

— daha da iyisi,

yolunu ( hep ) bir yer kılmayı …”

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

III. VARIŞ

Sayfa: 138

Metis Yayınları

 

——————

 

Anadolu…

 

Daha ne çok yolun var bana göstereceğin.

Daha ne çok yerin var bana yol edeceğin.

 

İnşallah sağlıkla, seninle buluşmaya devam edeceğim.

 

Hakan Hatay

2017 Eylül  30