48. DI(Y)ALEKTIK : ‘ YANILGININ MANTIĞI ‘ ( KANT )

 

dongu_1920

 

48 DI(Y)ALEKTIK : ‘ YANILGININ MANTIĞI ‘ ( KANT ) …. 

…Yağmurlar geldi …

 

Hava bulut mevsimine devrilirken, zamanın nasıl bir akışkan olduğunu daha iyi anladım.

 

Haraket, momentum, tork …

 

İnsanın yaşam karşısında duruşunu temsil eden kelimeler sanırım.

 

Önce durmak, ayakta, sonra onunla mücadele etmek, sonra da geçici bir süreliğine kazandığını düşünmek.

 

13,5 Milyar yıldır devinen bu düzlemde bir şey olduğunu zannetmek.

 

Nasıl bir ego bu bilmiyorum, kendini hep önemli farzetmek.

 

Yıldızları seyrettiğim gecelerde hep bunu düşünüyorum. Nasıl bir uzaklık bu, belki de içinde bulunduğum gezegenden daha büyük kütleler bana sadece bir noktacık olarak gözüküyorlar.

 

Ne devasa bir mesafeden bahsediyoruz. ?

 

Yıldız Dünyası aslında bana önemli dersler verdi. Hiç bir şey olmadığımı daha iyi anladım. Bu denli büyük bir evrende komik bir haldeyim aslında.

 

Çok olduğunu zanneden ama hiç bile olamayan bir kütleye sahibim.

 

İzler bunu gösteriyor.

 

Tek hoşuma giden, sanırım, onları farkedebiliyor olmak.

 

Bu da zora giriyor gün geçtikçe.

 

Aydınlık ile kendini kirletebilen başka yaşam öğesi var mıdır evrende bilmiyorum.

 

Nefes bile almadan onların izlerinin peşindeyim. Işık kirliliği karanlığı bitirirken, küçük ışıkları görebilmek ne denli zorlaşıyor.

 

————————-

 

“ Bir şey ancak belirli aydınlıkta veya belirli karanlıkta ayırt edilebilir.

 

(Işık karanlıkta ayırt edilir , ki bu karartılmış ışıktır, ve karanlık da ışıkta ayırt     edilir, ki bu da aydınlatılmış karanlıktır.)

 

Bu nedenle, karartılmış ışık ve aydınlatılmış karanlık ancak birbirinin içindedir ve önemleri farklılıklarıdır; öyleyse, bunlar ayırt edilebilir varlıklardır. ”

HEGEL

 

—————————

 

Büyük patlama, ol, başla, haydi …

 

Nasıl kabul ederseniz edin, “mevzu” başladıktan sonra bizim zihnimizdeki tanımların çok ötesinde bir zaman geçmiş…

 

Daha ne kadar da geçeceğini bilmiyoruz “Büyük sönme”, dur, bit, yeter denilene kadar …

 

Tanımlar, kavramlar, anlayışımız her ne olursa olsun fazlaca yeterli olamıyor sanırım.

 

Çok büyük bir varlıktan-oluştan-zamandan bahsediyoruz.

 

Sadece, o da olursa en fazla, 80-90 senelik bir ömrümüz var.

 

Yarışabileceğimiz bir yarışma değil bu, kazanabileceğimiz bir oyun değil…

 

Sadece yarışmanın tadına varabilmek kalıyor elimizde.

 

Sadece o kısacık süreyi yapabilirsek mutlu yaşayabilmeye erişebiliyoruz.

 

Vadi’den, meralarda dolaşan keçilerden, köy meydanında yatan çoban köpeğinden, tarlasını süren Mehmet Amca’dan ve gökyüzünde izler çizerek dünyanın haraketi ile dönen yıldızlardan gelen istek üzerine şunu yazıyorum :

 

————-

 

“Uygar kişi rahatsız insandır: sürekli huzur bulmaya çalışır, ama bulamaz – bir noktada dursa, huzura ulaşır gibi olsa, o noktada oluşan konumu onu başka bir noktaya götürür; yani yine, huzursuzluğa…

 

Uygarlığın duru-durağı yoktur.

 

Bu yüzden, temelde, yorgun insandır uygar kişi: Çabasının noktalararası geçişlerinde, bezginlik çullanır üstüne. Böylece, ulaşır gibi olduğu huzurdan uzaklaşmak için, bezginliği altetmek zorunda kalır. Rahat bir bezginlik ile huzursuz bir umut arasındaki yoldur yürüdüğü.

 

Böylece de, kuşkulu insandır uygar kişi : bir türlü emin olamaz – olsa, duyduğu güvenden kuşkulanır; yine, huzursuzluğa gider…

 

İlkesi, “şüphelenmiyorum, demek ki yanılıyorumdur.”

 

( Onun ‘diamonion’u Sokrates’inkinin yaptığının tam tersini yapar : sahibini, o doğruyu bulduğunu sanınca tırmalar. ) ”

 

ORUÇ ARUOBA

yürüme

sonra

uygarlık üzerine notlar

Sayfa: 52/53

Metis yayınları

—————————-

 

Kant bu … Bir ‘acayip’ insan …

 

————————

 

“Immanuel Kant ve Ödev Ahlakı
Ona göre evrensel ahlak yasası mümkündür. Fakat böyle bir yasa doğa yasası gibi olanı değil, olması gerekeni içeren bir yapıda olmasıyla mümkündür. Bu yasa bizim içimizde var olan iradeyle gerçekleşir. Bu, otonomidir. Otonomi “Yasası kendi içinde olmaktır.” ki bununla birlikte özgürlük ortaya çıkar. Yani insan kendi ahlak yasasını kendi belirler. Bu, ahlaki eylemin temel şartıdır. Bu ahlak yasasına uymak zorunluluk değil, bir ödevdir.”

 

————————

 

Hakan Hatay

2017 Ekim 25

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: