78. SEMAVER ÖYKÜLERİ – III –

20180810_049_3_1920

VI.

“- Düne nazaran bu akşam daha bulutsuz, daha açık olacakmış gibi bir his var içimde…”

 

Sesli konuşurken kendisiyle, önünde bulunan tripodunu üzerinde bulunduğu eğimli araziye sabitlemekle meşguldü. Bir evvelki akşam hava gerçekten kapanmış ve bu nedenle uzun süre pozlamasına rağmen istediği hacim ve renkte döngü çizgilerine vakıf olamamıştı, biliyordu.

 

Nihayet tripodunu istediği ölçüde toprağa sabitlemeyi başardı, ardından aşağıya emektar Kara Şimşek’in yanına indi.

 

Aynı mekandaydı aslında. Dün akşam kampı kurduğu ağacın altında bagajdan semaveri, ilerleyen saatlerde içeceği kahve için cezvesini, Manda Batmaz Türk Kahvesi’ni, kamp ocağını, bardağını, çakmağı ve yanında getirdiği o sihirli çay harmanını uygun bir alana dizdi.

 

“- Oğuz Ali’nin kulakları çınlasın, onunla fotoğrafa gide gide titiz bir insan oldum galiba” diyerek gülümsedi.

 

Yıldız fotoğrafının sanki bir gerekliliği vardı. Mekanı fazla değiştirmeni sevmezdi yıldızlar. Mekanı tanımak, gittiğinde sana merhaba diyen sesi duymak önemliydi. Kolay mı tüm gece sabaha kadar sana sahip çıkacaktı mekan. Bu nedenle ona yabancı olmanı istemezdi. Seni tanımak, huylarını bilmek duyarlılığını ölçmek isterdi adeta.

 

İki temel iş vardı önünde ki birincisini neredeyse halletmişti. Hemen işe koyulduğu ilk hamle döngü için kullanacağı tripodunu kadrajı kurmayı planladığı yere hakkıyla sabitlemek, kadrajı ayarlamak ve netlemeyi daha ışık varken yapmaktı.

 

İkinci işi ise Samanyolu çalışması için kurmayı planladığı kadrajları ışık varken keşfetmeli ve gece karanlığa geçmeden kafasına üzerinde çalışacağı coğrafyanın ana hatlarını çizmeliydi. Şaka değildi bu, karanlık ve kimsenin olmadığı bir büyük coğrafyada kendi başına onca ekipman ile yürüyecek, kadrajlar çalışacak ve saatler sonra geri dönecekti. En ufacık bir yön sapması dönüş yolunda hiç bilmediği gereksiz yerlere sürüklenmesine sebep olabilirdi. Çalışmak, pratik yapmak, mekanı tanımak, kadrajı kurmaktan da, fotoğrafı çekmekten de önemliydi yıldız fotoğrafında. Elinde pusulası mekanı arşınladı gündüz gözüyle.

 

Yaklaşık bir saate varan arazi keşif çalışması sayesinde mekanın üzerinde dolaşmayı planladığı güney – güney batı yönünde önemli alanlarına dair kaba taslak haritayı kafasına çizmişti. Artık geri dönmeliydi, altın saatler yaklaşıyordu ardından da en sevdiği; mavi saatler…

 

Kara Şimşek’in yanına döndü. Ocağı yaktı, semaveri soğuk su ile doldurup, demleyeceği çayını özenle döktü soğuk suyun üzerine demlikte.. Yaz dönemi en ufacık bir hata yangın getirirdi, bu konuya özel önem veriyordu, bagajda iki büyük yangın söndürme tüpü olurdu her zaman.

 

“- Demlenince şöyle bir keyif ile bir bardak içer geri kalanını termosuma koyar döngü başlayana kadar tripodumun başında beklerken keyife devam ederim.” diye mırıldandı.

 

Çay keyfi yaparken Mavi Saatler’in kıvamını beklemekten daha huzur verici ne olabilirdi ki onun için.

 

Köyün Delisi’nin onun hakkında ” – Yansımasını arayan adam” sözü aklına geldi, gülümsedi.

 

Bir selam gönderdi Kybele’nin sesine yükleyip.

 

Altın saatlere varmadan bitirdi çayını, semaverde kalan kısmını termosa doldurup tripodu sabitlediği tepeye tırmanışa geçti.

 

Döngüyü başlatana dek çayını yudumladı. Venüs ve Jupiter’in doğuşunun ardından yavaş yavaş çalışmaya başladı.

 

Döngünün ilk karesi çok önemliydi. Mavi kıvama gelmeden başlamak boşuna pil kaybıydı, hiç sevmezdi bunu. Ne erken ne de geç kalmalıydı döngünün başlangıcı için…

 

Vira bismillah, maviye yolculuk, ardından yıldız denizine …

 

Hakan Hatay

Ağustos AysıZ 2018

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: